en sevdiğim bölümü yanlış anlaşılmış sözler sözküğü bölümüdür.aşıklar arası iletişimin ne kadar da pamuk ipliğine bağlı olduğunu ne güzel anlatır
yokolmanın dayanılmaz ağırlığı
...ne yapacağını bilmeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçi gurultuya kulak vermek; ihanet etmek, ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk edecek gücünü kendinde bulamamak; büyük yürüyüş'te kalabalıklarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak-bu durumların hepsini tanıdım, hepsini yaşadım...
romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir... her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır... çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. roman yazarın itiraflari değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır.''
milan kundera
henüz okuyamadığım lakın adını duydugumda o donemkı sıkıntıdan mıdır nedır bılınmez
parasızlığın dayanılmaz hafifliği
gıbı absurt bır cumle aklıma getıren kitap
ne hafifliği bunun hafif tarafına başlarım şimdi...
henüz kitabını okumadım ama film dönemine göre ve bir dönem filmine göre oldukça başarılı
eh oynayan juliette binoche de olunca(kadının yaptığı her iş de muhteşem olunca..)
sözde 6 yaşında da vardık
10 yaşında da
15 yaşında da
şimdi de varız sözde
6 yaşındaki halimiz madem vardı?
Şimdi nerede?
varolduğunu sanmak aldanıştır.
varolmak kucukken
hafifti gercekten:)
gereksiz bi düşünce bnce
16. bölüm, 67. sayfa:
'Rüyalar oldukça ayrıntılı ama aynı zamanda çok da güzeldiler. Freud rüya kuramında bu noktayı gözden kaçırmış anlaşılan. Rüya görmek sadece bir iletişim (ya da şifreli iletişim diyelim isterseniz) edimi değildir; aynı zamanda estetik bir etkinlik, bir imgelem oyunu, kendi başına değeri olan bir oyundur. Rüyalarımız bize düş kurmanın -olmayan şeylerin rüyasını görmenin- insanlığın en köklü gereksinimleri arasında olduğunu kanıtlar. Tehlike buradadır işte. Rüyalar güzel olmasa, çarçabuk unutulurlardı. Oysa Tereza tekrar tekrar rüyalarına dönüyor, zihninde onları gözden geçiriyor, efsanelere dönüştürüyordu. Tomas, Tereza'nın rüyalarının eziyet dolu güzelliğinden yayılan büyünün tutsağı olarak yaşıyordu sanki'
unbearable lightness of being.
doğmamış çocua mektuplar
ölü ozanlar derneği
falan filan...
isimleri fiyakalı ama gerisi saloz
yeni başladm..
kötü bi film
milan kundera şahaseri
hayatımda en sevdigim en cok okudugum kitap
teresa: -hayat senin için hafif thomas, benim içinse çok agır...
-thomas,ne düşünüyorsun?
-ne kadar mutlu olduğumuzu...
bummm
sürekli ağırlık hissetmekten hissedemediğim bi histir, filminin özellikle finali çok hoşuma gider.. bir de savaş sahnelerindeki fotograf çekimleri..