1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

varoluşçuluk ile ilgiliyim diyenler

toplam 93 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


varoluşçuluk hakkında varoluşçuluk

~44 ahkam var. 1 2 3 önceki sayfa »

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    Hayat adamı döve döve determinist yapar.

    innocuous ill   16 saat önce   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    sagolun varolunculuk .öz herseyden once gelircilik.bi varız bı yokuzculuk..zaten insanogluda zavallıcılık.

    tonemaister   4 gün önce   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yokoluşçuluk...

    yankes   11 Eylül 2008 17:34   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    albert camus

    demester   11 Eylül 2008 17:29   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sebebler ve sonuclarla bloke olmuş zihinler, insanın varlığınıda ana ve babasına baglar. Hz.Adem ve Hz.isa´nın varoluşlarında ki hikmeti göremeden.

    maruti   16 Ağustos 2008 14:54   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    sevgili faşizm yanlısı hanım efendi... düzen olmasaydı ne hale gelirdik ve bu akım sizi isyankarlığa yöneltiyor gibi ifadelerde bulunmuşsunuz... fakat şu dünyada yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler yok mudur? bunların sebebi midir sonucu mudur bu asilik sorarım size? eğer siz bu düzenden ve özgürlüğünüzü bu denli kısıtlayan kalıplardan menunsanız buyrun yaşayın yalancıktan ve sahte dünyanızda... sizin düzen düzen dediğiniz şey elinizde olanları kaybetme korkusundan öte bişey değildir... yıllarca düzen olmazsa anarşi gelir o zaman her yer yağmalanır fakirler sizi sağ bırakmaz dediler size... siz de mantıklı olduğunu kabul ettiniz ya da polis-asker olmazsa düzen bozulur dediler siz onları beslediniz... peki sorarım ya bu bazılarının yanlış olduğunu ileri sürdüğü düzen kalkınca hiç fakir kalmazsa? ya da bu düzen kalktığında polise-askere gerek kalmazsa? hiç bir ülkenin askeri olmayan bir dünyada savaş çıkar mıydı sizce?

    Elessar Telcontari   18 Temmuz 2008 01:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Yirminci yüzyılın ortalarına yaklaşılırken Fransa'da yaygınlık kazanan varoluşçuluk her şeyden önce bir felsefe akımıdır. Varoluşçulukta "insanın kendini gerçekleştirmesi, insan varoluşunun rastlantılar içinde oluşu, hayata güvensizlik söz konusudur; güçsüzlüğü ve hiçliği içinde insan, zaman içinde ve tarihselliği içinde insan, ölüme mahkum bir varlık olarak insanın varoluşu, hiçlik karsısında insanin varoluşu gibi kavramları sorgulayan varoluşçuluk, ikinci büyük savaşın hemen öncesinden başlayarak tüm dünya ya yayılmaya başladı. Fransa'da kimi yazarlar, modern toplumdaki insanın yalnızlığı, "saçma", umutsuzluk, bunaltı, başkaldırma, sorumluluk, dayanışma, seçme, özgürlük gibi kavramları okuyucuya yazın aracılığı ile sunmaya başladılar. En tanınmışları savaş sonrası Fransız edebiyatını kişilikleri ve yapıtları ile derinden etkileyen Albert Camus ve Jean Paul Sartre olan bu yazarlara günümüzde son temsilcileri olarak Milan Kundera eklendi. Ülkemizde 1950 kuşağı yazarları olarak adlandırılan bazı önemli yazarların eserlerinde de varoluşçuluk felsefesi önemli bir yer tuttu.

    Ozn Sfk   12 Mayıs 2008 02:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    varoluşçuluk üzerine bir ödev hazırlanmamız istenmişti okuldaki ilk senemde. sartre-bulantı'yı okumamız gerekiyodu. kitabı okudum zar zor. zorunlu kitapları okumaktan hep nefret etmişimdir. neyse ödevi de hazırladım. okula gidip arkadaşlarla konuşurken "ya ben kitabı okudum ödevi de yaptım da bu akımın adı niye varoşçuluk ne salak isim bu varoşla ne alakası var?" dediğimde, aslında "var-oluşçuluk" olduğunu öğrendiğim, aradan 3 sene geçmesine rağmen hala varoşçuluk diye okuduğum edebiyat akımı.

    rhpositive   26 Nisan 2008 13:11   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    peki arkadaşım seni bu yola iten ne oldu bu düşünselliği nasıl ördün tek başına bunu kitlelere nasıl ulaştıracaksın. bireysel olarak çok güzel ama sanmıyorum ki gece konduda yaşıyorsun sanmıyorum ki açsın yada evsizsin. bir burjuva olarak anarşistsin sayfana baktığım kadarı ile. bunu kitlelere nasıl yayacaksın islamda anarşisttir allahtan başka iktidar tanımaz o iktidarda birilerinin çıkarına kirlenmemiştir. nasıl anarşizmde önderleriniz varsa islamında allahın bütünlüğünü anlamış önderleri vardır bunlar iyi kötüyü yanlış ile doğruyu ayırmış kişilerdir ne bilindik örneklerinden biri olarak mevlanayı buna örnek vere bilirim. şimdi ben sana çinde yapılan idamlar desem. sovyet rusyanın içinde dönen entrikalar desem kızıl kimerler desem sen bana diyeceksin bunlar koskoca bir görüşü kirletemez ama sen islama bireyleri alarak saldıra biliyorsun oysa islamı özümsemiş bireyleri sana burda sıralasam sende bana hak vereceksin. belki de çözüm yolunu sende biliyorsun fakat bunu kirli görüyorsun oysa hakkın adaleti ve iradesi tekdir.
    bende kimseden korkmuyorum allahtan korkmuyorum ki allahtan niye korkayım varacağım son nokta o zaten o yarattı beni bana azap çektirmek için beni niye yaratsın insan çekeceği azapları kendi eliyle var eder suçu allaha atmak yersiz. benim tavır ve hareketlerim arkasında korku değil sevgi var kendi milletime kendi dinime ve insanlığa karşı. islam insan için güzel olanı hakkı olanı ön görür allaha olan ibadet kişinin kendisi ile yüzleşme zamanıdır akıldan başlayan kalbe giden yolda ilerlemektir. budist rahiplerinin akıl yolu ile medistasyon yapmasını saçma bulmuyorsunuz ama müslümanların ibadetini saçma buluyorsunuz ben okuduğum duaların anlamlarını biliyorum ve her okuduğumda içimden bunları düşünüyorum sorguluyorum ve her seferinde tecrübelerimle karşılaştırıp farklı cevaplar buluyorum. islamı bilmeyen cahillerin yaptıklarını dine yüklüyorsun üstüne islamı baskı unsuru olarak görüyorsun ama komünistler şiddet uyguladığında bunu korku ve baskı unsuru değil sempatik buluyorsun bence sevgili arkadşım sen oldukça akıllı bir türk kızısın aklını topla özüne dön. duygusal isyanlarını emperyallerin kullanıp seni dejenere etmelerine izin verme.

    goeben    20 Nisan 2008 17:25   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sevgili faşist bayan;
    Hiç bir şeyi göbekleme genelleyecek bir insan değilim.Genellemelerden de hoşlanmam.Etrafım hallice eşim çok iyi bilir.
    Mesela bir faşistle bu şekilde tartışıyor olmaktan mutluyum;karşılıklı tavrımızdan olsa gerek.(?!)
    Ancak önemli olan belirli bir noktada( en azından bir noktada beni duyuyor değil dinliyor olmanın gerekliliği)
    Yoksa diğer sosyomat saçma önermelerinin yanında bu da tarihin saçma derinliğinde kaybolup gider;şahsen üzülürüm.
    İnsan tanrısal tüzüğe inanırsa işlemiş olduğu günahların düşüncesi ,hiçlikten gelmek, oraya geri dönmek veya “birileri için” nefis mücadelesi daha çok bir iç üzüntü verir insana.( bu üzüntüyü şimdilerde Allaha ermek için acı çekmek olarak değerlendiriyorsunuz sizi gidi sizii)
    Ben birilerinden korktuğum için suratımı boyamıyor değilim.Ben kimseden korkmadan bireysel olarak kendi mücadelemi yaparım.Sistemle kendi özüm izin verdiği kadar mücadele ederim.Erdem budur.Kimseden korkmadan kimseye hesap vereceğini düşünmeden , öyle olması gerektiğini düşündüğün için bir şeyi yapıyorsam bu benim mücadelemin gerçek olduğundan kaynaktır..
    Hayal dünyam oldukça geniştir haklısın ama sizin tanrınızdan çok daha geçekçi olduğunu biliyorum.Onu mitleştirmiyorum,ona tapmıyorum.
    Bununla birlikte benim hayallerime inanan insanlar korkak değillerdir.Cesurdur ve bu nedenle sayıca azdırlar.Sende bilirsin ki bir şeyin niceliği değil niteliği önemlidir.Toplumun canı cehenneme..
    Şimdi kim gerçekçi kim hayalperest kim kayıkta kim karada,hangimiz kayıp adaya düşmüşüz kimin adı Robinson kimin ki Thomas ona sen karar ver..

    pismaniye   20 Nisan 2008 16:49   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    çok güzel akıllı bir türk gencisin bayıldım sana ama tamda anlattığın şeyi söylüyorum sartre edepsizin tekiydi senide bu isyankarlığı çekiyor düzen olmadan halimiz nice olur kim düzensizlikle başı bozuklukla bir yere gelmiş var olan uygarlığı mülkiyete ve düzene borçlusun ağır aksak ilerlemiş olması bir şeyi değiştirmez sen hayallerde yaşıyorsun ben gerçekleri özümsüyorum. itham etmekde değil maksadım ama thomas more un ütopya adasından bir kayığa bin ve gerçek dünyaya dön. düşündükten hayal ettikten sonra ayı pembeye de boyarsın hayal etmenin arzulamanın sınırı yok tam burda islam ne diyor nefsini kontrol et ey insan sen değilsin yaratan sen bu düzenin içinde bir piyonsun gideceğin yol belli geldiğin yol belli anlıyormusun beni güzel kızım. ayrıca fahişe olsaydın çok üzülürdüm niye fahişe olasın kadınında erkeğinde namuslusu haysiyetlisidir erdemli olan nefsine kontrolün yoksa iki dakikalık cinselliğin sonunda eline geçicek olan şey deforme olan ruhundur sen sokaktan geçen herkeze her sevdiğine bütün sırlarını en derin sırlarını açıyormusun açmıyorsun insanın özeli kendine kalmalı fahişe olmak iyi değildir insan sırlarını özelini satarak para kazanmamlı fahişelere üzlüyorum onlardan tiksinmiyor yada nefret etmiyorum onları bu hale getiren bozuk düzene kızıyorum ve kendi özüme daha çok sarılıyorum .

    goeben    20 Nisan 2008 16:18   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Yahu güzel kızım benim sahiplendiğim bir din dil ırk yok ki bizim ecdadımız olsun.Varsın fahişe olayım ne fark eder namus filan bırak bunları işlemiyor bunlar bana.
    Bu arada tebrik ederim biraz bir şeyler karıştırmış olduğunu gördüğüm için sevindim.
    Ancak Sarte konusunda ciddi ve bence sivri olan bir kavrayış sorunun var.Biz buna kavramamaya odaklanma diyoruz.(psikolojide eminim terimsel bir anlamı vardır;salla) Varoluşçuluğa göre bütün temler özden önce gelir (klasiktir).Onun bir şeyleri öğretmek gibi bir amacı yoktur ; insanları yeni bir tavır alışa çağırır.
    Olan şeyleri yeni bir biçimde açıklamak istemez onu sonuna kadar sorgular..Buna bağlı olarak ne sentez ister ne karışım ya budur ya budur der öyle mi? Evet..Onun kademesel olarak bir şeyleri atlama ,egsiztantialist bakışı kendi içinde saptırma, bir şeyler amacıyla kullanma dürtüsü yoktur.(sizin dini kullandığınız gibi)
    Bir pişmanlık ya da o taraftan bu taraftan olma durumu haliyle söz konusu dahi değildir.nı sana okuduğun kitaplar da vermeyecektir.Okusan da anlamaycaksındır.
    Savaşlar ve taraflar(hele kandırmacalar) kuzey ve güney önermelerini kaale dahi almadım cici kız:)Ne ne ne de kendisinden sorumlu tutulamayacağı ayan beyan ortadadır.(değil mi yoksa nınınını)
    Ama kendisine bağlı olmayan bu savaşlar ve oluşlar karşısında savaş içinde olan bir dünyada doğarak dünyada kendine özgü edimler ortaya atıp bu dünyada olup bitenin sorumluluğunu sahiplendiği ve suçluları bu ağır yükten kurtardığı için (bkz:katolik kilisesi) ona ayrıca teşekkür edilmesi lazım tabi..
    Utanç yada övünme, iyi olmak ya da kötü olmak işte bütün mesele bu..
    Başka türlü gördün mü kaç ve odaklan bana Sartre kaka…
    Sartre kötü..
    Sartre iğrenç..
    Allah belanı versin Sartre..
    Nobel kadar başına taş düşsün..
    Sen bir mamulsun Sartre..
    Söyle direnişe neden girdin bunun altında ne var..
    Ne yapmak istiyorsun Sartre…
    Cıa bağlantın varsa Allah belanı verecek..
    .
    .
    .
    ..
    ?
    ?

    pismaniye   20 Nisan 2008 16:05   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    aklınca fransız burjuva ahlakına karşı çıkmış tipik sözde özgürlükçü cinsel sapık bir fransız burjuvasının pazarlaması iyi yapılmış iyi paketlenmiş görüşlerine bu kadar düşkün olma bu tiplere özenicem derken ne namusun kalır ne şerefin kopar gidersin özünden. bize ne gerek bu adamın karşı çıktığı fransız katolik ahlakından sartre biraz daha iyi okursan karşı geldiği şeyin özünde uygarlık kisvesi altında kapitalist kuzeyin ve batının doğu ve güneyi iktisadi ve kültürel olarak sömürmesidir. hatta ve hatta bu sebeple nobel barış ödülünü bile red etmiştir. sartre özünde niyeti iyi birisi olabilir geniş ufukludurda ama kendi ahaki çöküşünün nedeni yaşadığı sosyal yapıdır ve görüşleride karşı çıktığı düşünce yapısı tarafından sizleri kullanıp bütünlüğünüzü bozmak için araç olarak kullanımıştır. sanki sarte sadece dine karşı çıkıyor sen görmek istediğin gibi bakıyorsun sarte a buda doğal sana öle sunuluyor ama dedim ya kendisi ahlak yoksunudur. bizim ecdadımız değilmidir sartre ın düşman dediği ile bin yıldır cenk halinde olan a benim ay kızım bizim milletimize yakışmaz var oluşçuluk falan dedim ya felsefemiz islam özümüz türktür bizim bence bunlara tutun bunların derinine in.

    goeben    20 Nisan 2008 15:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Bu lafları edebilmek için kaç kere kuranı hatmettin kaç kapsul haç suyu içip kafayı buldun merak ediyorum.
    Sartre hayatı boyunca milet,din ve bunun gibi temlerle (saçmalıklarla) uğraşmamıştır, bunlarla ölümüne alay etmiştir.
    Size burda Sartre'ın felsefesini anlatacak değilim.Adını böyle fütursuzca ağzınıza alabildiğinize göre kitaplarını hatmetmiş olduğuzu varsayabilirim sanırım?
    İnsan ne yaptığını bilerek ,talihin bütün acizliğini karşısına alarak ,öteki dünyanın hayallerine kapılmayı reddederek yaşamalıdır.
    İnsanın yaşamı tam olarak seçmesi demek dünyanın haksız , yaşamın saçma ve tanrının sağır olduğunu bilmesi demektir.İnsan her şeyi kaybetmeli ki her şeyi alabilsin.

    Bildiğinizden daha fazla açıklamaya ihtiyaç duymuyorum.

    Saygılar..

    pismaniye   20 Nisan 2008 15:18   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    sartre cinsel bir sapıktır ayrıca kendi vatanına bile ihanet eden bir türdür. gençlerimizi zehirlediği varoluşçuluksa modernitenin getirisi saçmalıklar dizisidir. bizim toprağımızda bizim bayrağımızın altında kirlilkten öteye başka şeye yaramaz. bizim milletimizin felsefesi islam özü türktür

    goeben    20 Nisan 2008 12:30   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    Dikkatle okuduğum,takip ettiğim konudur.Özellikle ahlak felsefesındekı bakıs acısı benımkıyle özdestir.

    Tendeki ozgur ruh   20 Nisan 2008 12:19   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    anlaması, vay be, tabi ya demesi kolay ama olması zor bir eylem felsefesi. gerçeğinden hayatınızda bir tane bile zor görürsünüz.

    engelskirchen   08 Mart 2008 13:53   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazar ve filozoftur. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra, her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir Entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.

    Babasını küçük yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. II.Dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı.( 1943 )

    1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve " Les Temps Modernes " adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir.

    Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. " 121'lerin Bildirgesi " olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russel Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968 olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entellektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur.

    1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolü konusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu.

    Sartre ve Beauvoir'in mezarıÖte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvar olarak belirtilebilir.

    Konu başlıkları [gizle]
    1 Sartre'ın Varoluşçuluğu
    2 Bulantı
    3 Varoluşçu Marksizm
    4 Sartre ve Aydın tavrı
    5 Kitapları
    6 Kaynak
    7 Dış bağlantılar

    Sartre'ın Varoluşçuluğu [değiştir]Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü ve daha cok da popülaritesini Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar sözkonusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entellektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir.

    Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu belli bir sekilde anlasilan varolusculuk anlaminda bir felsefe egilimiidr elbette, yoksa varolusculugun argümanlarinin bir kismini, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa cok daha öncelerde, örnegin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb, de bulunmaktadir. Ama bir felsefe egilimi olarak Varolusculugu Pascal ile birlikte ele alip degerlendirmek yaygin bir tutumdur felsefe tarihi incelemelerinde.

    Daha sonralari, Soren Kierkegard tam olarak belli bir sekil verir varolusculugun anlasilmasinda. Buna göre dünyadaki insanin varolusu bir problematiktir ve felsefenin sorusturulmasi bunun üzerine yürütülmelidir. ise, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varolusculuk öyleki hem edebiyat alaninda hem de felsefe alaninda etkili olmus ve cesitli sekillerde temsilcilerini bulmustur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varolusculuk dendiginde akla gelen ve modern varolusculugun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir.

    Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını, ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacagını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alcak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak sekillendirildiği, ama bununda siyasalı yadsımayan bir etik oldugu görülür. İnsan belirli bir bütünlügün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır yaşamı boyunca. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur bu felsefede, öyleki, insan kendi özgürlüğüne de mahküm edilmiştir, denilir. Kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır.

    Öte yandan varoluşçuluk belirtildigi gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20.yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümaizmin kuramsala ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, özgül bir şekilde anladığı anlamda Hümanizmi vurgular kendi felsefi konumunu ifade etmek için. Varoluşçuluk Hümanizmdir'der Sartre ve bu şekilde bir metni vardır.

    Bulantı [değiştir]Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı (" kendinde şey "), insana bulantı duygusu verir; cünkü gerceklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, " kendi-için-şey " dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı'da edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir.

    Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördügü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını farkeder; çünkü bu anda varolusun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı.Dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır bu. Sartre'a göre bu bulantı bizi varlıkların kendiliğinden varoluşlarından ve dolayısıyla anlamsızlıktan ayırır ve bilinçli bir varlık olma konumuna getirir.

    Varoluşçu Marksizm [değiştir]Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; Marksizm hümanizmdir, der Sartre.

    Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur Sartre'a göre. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya da Diyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için"der Sartre, "marksizm aşılamazdır".

    Sartre ve Aydın tavrı [değiştir]Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavir sergileyebilmiştir.

    Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergiledigi aktif aydın tavrıdırda. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır.

    Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavrıdır.

    Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sarte'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur". Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda Aydının tavrının da iyi bir açıklanması gibidir.

    Kitapları [değiştir]Varoluşçuluk, J.P.Sartre, Asım Bezirci, Say yayınları.
    Diyalektik Aklın Eleştirisi, Sartre.
    Edebiyat Nedir?, çeviren: Bertan Onaran, Payel yayınları.
    Sözcükler, çeviren: Bertan Onaran, Payel yayınları.
    Yazınsal Denemeler, Payel yayınları.
    Bulantı, çeviren: Selahattin Hilav, Can yayınları.
    İmgelem, çeviren: Alp Tümertekin, İthaki yayınları.
    Baudlaire, çeviren: Alp Tümertekin, İthaki yayınları.
    Ego'nun Aşkınlığı, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Alkım yayınları.
    İş işten Geçti, çeviren: Zübeyir Bensen, Varlık yayınları.
    Varlık ve Hiçlik
    Duvar
    Akıl Çağı
    Tükeniş (bazıları Ruhun Ölümü bazıları da Yıkılış olarak çevirmiştir)

    NeshingtonDC   24 Şubat 2008 16:28   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    zamanla yerini yokoluşçuluğa bırakır (bkz destructioizm)
    yaş nelere kadir!

    BehindBlue   24 Şubat 2008 16:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    varlık yokluktan doğar

    caspers   20 Eylül 2007 05:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :resif35

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.