Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre yurttaş kimliğine sahip olmanın ne demeye geldiğini idrak edememiş insanların sürekli karaladıkları bir fikirdir. Yurttaş olmak, teba olmaktan farklıdır gençler. Yasama senin elindedir (vekil o demeye gelir zaten, fiili durumu bir kenara bıraktım). Zorunlu askerlik, anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir maddesi değildir; ne de o maddelere geri götürülebilir bir maddedir. Dolayısıyla, hepi topu bir İç Hizmet yasasıdır (T.S.K). Bal gibi de bu yasanın değiştirilmesini ve zorunlu askerliğin kaldırılmasını isteyebilirsiniz. Bunu açık açık dile getirebilirsiniz. Bu bir suç değildir. Aslına bakarsanız gençler -- şaşırabilirsiniz ama -- bunun aksini iddia edenler yasalar karşısında suç işliyorlar demektir! Zira, yurttaş anayasadaki tanımı gereği bile yasasını (dolaylı olarak, vekillik sistemiyle) kendisi yapan kişidir (yapmazsa o kişi, yasal kimliğinin dayanağını dışarıdan alıyor demektir, ona teba denir). Senin yurttaşlık hakların konusunda, sen sus, sen değil ben karar veririm neyin ne olduğuna diyenler suç işliyorlardır. Bunun için yasal örgütlenmeler kurup söz konusu yasanın değiştirilmesi için çaba sarfedebilirsiniz. Höt! mel-un, sen de kim oluyorsun! diyenlere, ben yurttaşım bebeeem diyebilirsiniz. Ama meclise gönderdiğin vekiline getirdiğin en ufak bir eleştiri karşısında bile vekilin sana küstahça kimliğinle ilgili böyle bir soru soruyor ve sen bu soruya bile ben bilmem beyim bilir diyorsan, aynı anda bir de üste çıkıp ben demokrasi istiyorum, özgürlük istiyorum, askerlik yapmıyorum diyorsan onun adı oyunbozanlık olur, zira demokrasinin ve yurttaş olmanın gereklerinden biri de, değiştirilene (siz değiştirene) dek paşa paşa mevcut yasalara uymaktır. Ama bu ahval ve şerait içinde, insanlar kul ya da teba olmayı yeğlemişlerdir, sana da yeğletirler (yok canım, zorla olur mu hiç!)
(Ben yurttaş değilim efendim, ben bildiğiniz öküzüm, öküzün önde gideniyim (a.s.)) .
İlginç bir konudur.
Şimdi teknik olarak haktır aslında. Yani, bir vatandaş askerlik yapmamayı tercih edebilmelidir ya da en azından aktif çatışmamayı, eline silah almamayı.
Türkiye'nin defans konsepti ise, vicdanı redi hali ile kaldırmamaktadır.
Orta-Üst ölçekte bir teknoloji sahibi olan ordumuz asimetrik tehtidlere karşı teknoloji ile olduğu kadar rakamsal olarak karşı çıkar.
3 kişi çıkan yere 100 kişi iner Türk ordusu. Aslen araştıran, Türkiye'nin 1990 lara kadar, çatışmalarda, "human wave" taktiği uyguladığını da görebilir.
Tabii ki bunun sebebi ulus sathına yayılmak zorunda olan standartın korkunç maliyetidir. Para-militer kuvvetlerin sorumluluk sahaları yoktur, müdaafa etmek zorunda olmadıkları içinde her noktaya lojistik ve taktik problemi olmadan saldırabilirler, ancak Türkiye devlet olarak, her karış toprağını savunmak durumundadır. Dolayısı ile teknolojik olarak katlanamadığı maliyeti, fazla sayıda insan gücü ile kapatır.
(Türk ordusunun 90 lardan beri teknoloji konusunda yol aldığını da kabul etmek gerekir)
İşin asli sebebi budur.
İkincil sebep olarak, ordumuzun ulus devletimizde oynadığı ciddi bir kimlik ve toplum mühendisliği rolü vardır. Ama dediğim gibi bu ikincildir.
Türkiye'de, ufak bir azınlık dışında vicdani red pek kabul görmez. Askere mümkün olduğunca geç giden insanımız da birisini öldürme korkusu ile değil, sosyal hayatının kesintiye uğramasından çekinerek uzak durur.
Vicdan-i Redden pek bir cacık olacağı yoktur anlıyacağınız.
Ha, profösyonel orduya geçiş mi? Çok zaman kalmadığını düşünüyorum, yavaş yavaş oraya kayıyor Türk ordusu kaçınılmaz olarak.
içtima
-Yorgun Asker!Komik Asker!Efkarlı Asker!Salak Asker!Ruh Hastası Asker!Kullanılmış Asker!Köle Asker!Maymun Asker!
Günaydın!
-Sağoool!
-hiç uyumadın değil mi ?hep kabus gördün değil mi ?
dönemeyeceğini düşündün değil mi ? koynunda taşıdığın resimlere çıkarıp çıkarıp baktın değil mi hanım evladı gibi ?
basit olduğunu,sana "kahraman" diyerek parmağımızda oynattığımızı yine anlayamadın değil mi ? sana yarrağımızdaki kıl kadar değer vermediğimizi çakamadın değil mi ? aslında bizlerin korkak,senin cesur olmanın düzenin işine geldiğini farkedemedin değil mi ?
Nasılsın ?
-Sağolll !
-Siz de sağolun..çünkü ölmek için bize lazımsınız!
anti_paradigma anti_militarist :) vicdani red yargılamaz
vicdani reddi korkaklıkla karıştıranlar ne kadar cesur olduklarını düşünüp tatmin olsunlar.. savaş, öldürmek işe yarasaydı dünyanın şimdi çok daha yaşanılası bir yer olması gerekti.. yüzyıllarca topraklar kanla beslendi de ne oldu? bu mudur cesaret..
ewet insan öldürmeyi reddediyorum
ewet gençleri askerlikten bizzat soğutuyorum ewet dewlete we askeriyeye karşı geliyorum
ben yeşili doğada sewiyor we wicdanımı rahatlatmak için reddediyorum.. dewleti otoriteyi askeri aileyi...
elime silah almak ve kimseyi öldürmek istemiyorum..vatana millete hayırlı olmak bu yoldan geçiyorsa ben hayırsızım o zaman..
vicdani purple
askerlik yapmak faydalı bana göre özellikle boş boş oturup canın sıkıldığı zamanlar için kendine kızıyosun ve bitince hayata farklı bakmaya başlıyosun yada bana öle oldu herkesin nasıl algıladığı değişir tabi :)
baba ben savaşçı olmak istemiyem sanatçı olmak istiyem.
ah yanar döner a acaipsin..
gıd gıd gıdak
çarklarda ki kum--vicdani red
Savaşa katılımın reddedilmesi, savaşın kendisi kadar eskidir.
Tarih boyunca, askeri organizasyonların çeşitli biçimleri insanları değişik gerekçelerle askerlik hizmetini reddetmeye yöneltti. Savaşa ve askerlik hizmetine karşı duruşun en dolayımsız biçimlerinden
biri de 'Vicdani red'dir. En geniş ifadesiyle vicdani red; vicdani, dini veya politik inanç ve kanaatleri nedeniyle zorunlu askerliğe karşı çıkış olarak tanımlanabilir.
Türkiye bu kavram ile ilk red açıklamalarının yapıldığı '90'lı yılların başında tanıştı. İlk redçiler, Tayfun Gönül ve Vedat Zencir, vicdani kanaatleri ve politik inanışları gereği askerlik yapmayacaklarını söylediklerinde kamuoyunda kaygılı bir şaşkınlığa yol açmışlardı. Zira 'Her Türk asker doğar' anlayışının yaygın olarak ifade bulduğu, erkekliğin askerlik üzerinden tanımlandığı -adam olmak- bir ülkede
ve üstelik 1980 yılında gerçekleşen askeri darbenin tüm etkilerinin devam ettiği koşullarda birilerinin kalkıp askerlik yapmayacağını söylemesi, en iyimser ifadeyle, hafif akıllılıktı: Kimbilir başlarına neler gelecekti? O günden bu yana yaşanan tüm zorluklara karşın 12'si kadın 49'u erkek,
61 genç insan vicdani redçi olduğunu açıkladı. Hatta, bunlardan biri olan Halil Savda bu satırların yazıldığı sırada cezaevinde bulunmaktadır. Bununla birlikte Yehova Şahitleri gibi dini inançları nedeniyle zorunlu askerlik hizmetine karşı olan ya da başka saikler ile zorunlu
askerlik hizmetine karşı olup da bu yönde politik bir tutum geliştirmeyen ama çeşitli biçimlerde muafiyet alma, kaçaklık, firarilik vb. yollarla askerlik yapmayan yüzlerce hatta binlerce insan bulunmaktadır.
Vicdani redçiler için inişli çıkışlı ve zorluklarla geçen bu süreç boyunca kamuoyunun konuya ilgisi ancak redçiler tutuklandıkça, onları desteklemek için kampanyalar düzenlendikçe ya da destek verenler hakkında davalar açıldıkça oluşmaktaydı. Ancak, 2006 yılı başında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) vicdani redçi Osman Murat Ülke'nin 1997'de yaptığı başvuru üzerine Türkiye aleyhine karar vermesi ile kamuoyunun kavrama yönelik ilgisinde bir artış görüldü. Meclis Başkanı'ndan emekli generallere, hukukçulardan köşe yazarlarına kadar çok farklı kesimlerden insanlar vicdani red hakkında görüş belirtip tartışmaya başladılar. Türkiye'nin vicdani redçilere yönelik uygun bir yasal rejiminin bulunmadığını ve bunun yapılması gerekliliğini ortaya koyan AİHM'nin kararı üzerinde yürüyen bu tartışma, vicdani redçilerin kamusal alanda görünür kılınmasını sağlaması bakımından oldukça önemliydi. Ama asıl Türkiye'de ordu, askerlik ve militarizme dair tabuların yıkılmasına katkıda bulunması bakımından da ayrıca bir önem taşımaktaydı.
Siyaset, hukuk ve ekonominin neo-liberal çerçeveye hapsolduğu, küresel adaletsizliklerin savaşlarla birleşerek büyük yıkımlara yol açtığı günümüz dünyasında, gerçekten de vicdani red konusunda, felsefi, politik, hukuksal ve pratik yönleriyle akademik boyutta ve kapsamlı olarak tartışmaya gereksinim vardır. Bu tartışmanın diğer yararlarının yanı sıra Türkiye toplumunun, siyasetinin ve ekonomisinin sivilleşmesi yolunda atılan adımlara bir katkısı da olabilir. İşte böylesi düşüncelerden yola çıkan bir grup vicdani redçi, antimilitarist, insan hakları savunucusu, gazeteci ve akademisyen bir araya gelerek uluslararası nitelikte bir vicdani red konferansının yapılmasına karar verdik. Yaklaşık bir yıllık hazırlık çalışmasının sonunda bu konferans 27-28 Ocak 2007 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü'nde gerçekleştirildi. Bu kitap, konferans sırasında yapılan sunum ve tartışmaları daha geniş kesimlerle paylaşmak amacıyla hazırlandı.
***
Yukarıda yapmış olduğum alıntı, Özgür Heval Çınar ve Coşkun Üsterci'nin yayına hazırladığı 'Çarklardaki Kum: Vicdani Red-Düşünsel Kaynaklar ve Deneyimler' kitabının SUNUŞ bölümünden.
Okuyun! Faydalı bir eser.
Kitapçılarınızdan ısrarla alın. Yani. (Bakın anarşist değilim, 'çalın' demiyorum.
perihan mağden
Ölmemek ve Öldürmemek..
vicdanımı red etmem mümkün mü acaba bu uygulamayla.
askerliini yapmış bi insan olarak inancım o yöndedirki aslında ordunun aldıı çocukların 3 te 2 sine ihtiyacı bile yok ... ne iş verceklerini bile şaşırıyorlar ..... her işi cümbür cemaat yaparsın ... sadece kalifiye olanlara ihtiyaç var şöfer di kazancı kaloriferci berber terzi .... gibi şeyler onlarda zaten assubay hamallıı yapmakta .... çokta pekala profesyonel hizmetle çözülebilecek bişeymiş bu aslında ...... askerde bilmem nerden gelmiş gariban çocuk komutan veledinin arabasını yıkamak durumundamı .. ordu evinde pisliini temizlemek durumundamı .... bunu daa öncede dile getirdim ancak yeterince takdir görmedii ve puanlanmadıı ayrıca hatunlar tarafından gereklii biçimde hayran mesacları almadıım için tekrar yazıyorum ................. memlekette erkeklere askerlik yaptırılıyorsa ihtiyaç olduundan diil sırf burunlarını sürtmek sivrisini törpülemek için ..... millet orda komutanına tapınma derecesinde el pençe divan adam anasına sövüyor dövüyor gık yok ........ ordu en yüce ordu en büyük severde döverde .... sende eycen başını ister seve seve ister zike zike ( askeriye tekerlemesi ) ...... yoksa ordu nası bukadar sevilen bukadar saygı duyulan bikurum .... tüm medyada çıkan asker kökenli yolsuzluk .... cinayet .... çete sanıklarına raamen ....... diyorum ya ağaç yaşken eğilir alıyolar en fırlama . muhalif asi isyankar şiddete meyilli dönemlerinde bi güzel yontuyorlar ...... vatandaşlıktan çıkıp kul oluyorsun ....... ehlileştiriyorlar kısacası .......
en doğal hak
yaşamak
sıçmak
su içmek gibi