ANILASI BİR DÜŞ
Levha 12-13 ten
Sadece şu anın rahatlığı ve zevki uğruna dehasına ve vicdanına direnen kişi, dürüst olabilir mi?
Levha 14 ten
Algının kapıları temizlenirse, her şey insana olduğu gibi, sonsuz biçimiyle görülecektir. Çünkü insanoğlu kendisini, her şeyi daracık çatlaklardan gördüğü mağarasına kapatmıştır.
Levha 15
Cehennemde bir basımevindeyim ve bilginin kuşaktan kuşağa aktarıldığı yöntemi gördüm.
Birinci odada, bir dolu ejderhanın oyuyor olduğu mağaranın ağzındaki süprüntüyü temizleyen, bir ejderha adam vardı.
İkinci odada, diğerlerinin altın, gümüş ve değerli taşlarla süsledikleri kayaya ve mağaranın etrafına dolanmış bir engerek duruyordu.
Üçüncü odadaki, kanatları ve tüyleri hava olan bir kartaldı ki, mağranın içindeki sonsuzluğun nedeniydi. Çevrede bir dolu, uçsuz bucaksız uçurumlar üzerine saraylar inşa eden, Kartal-benzeri adam vardı.
Dördüncü odada, madenleri eriterek canlı sıvılara dönüştüren, yalazlı ateşlerden aslanlar öfkeyle dolaşıyordu.
Beşinci odadakiler, metalleri geniş kaplara döken isimsiz biçimlerdi.
Bunlar, altıcı odayı dolduran insanlarca alınıp kitap biçimine sokuluyor ve kütüphanelere diziliyordu.
Levha 16-17
Bu dünyayı kendi duyusal varoluşu içinde biçimlendiren ve şu an onun içinde zincire vurulmuş olarak yaşıyor görünen DEV ler, gerçekte dünyadaki dirimin nedenleri ve tüm canlılığın kaynaklarıdır.
Lakin zincirler, enerjiye karşı direnme gücü taşıyan zayıf ve uysal zihinlerin kurnazlığıdır ki, mesele gçre, cesareti az olan şeytanlıkta ustadır.
Bu yüzden varlığın bir kısmı doğurgan, diğer kısmı yok edicidir. Yok eden için, var eden zincire vurulmuş gibidir, oysa böyle değildir bu, o sadece varoluştan paylar alır ve bunu bütün sanır.
Bu iki tür var eden ve yok eden insan daima yeryüzündedir ve düşman olmaları gerekir; her kimki onları uzlaştırmaya çalışır, varoluşu yok etmeye çalışıyor demektir. Din bu ikisini uzlaştırma çabasıdır.
Levha 17-20 den
Sabit fikirli kişi durgun suya benzer ve aklın sürüngenlerini yaratır.
*
...... içeride, hepsi de bellerinden zincirlenmiş bir kaç maymun vardı, dişlerini gösterip birbirlerini kapmaya çalışıyorlardı, ancak zincirin kısalığı buna izin vermiyordu. Fakat bazen zincirin sündüğü oluyordu ve güçlü olan zayıf olanı yakaladı, çiftleşti önce onunla, ardından parçalayıp yuttu, tek tek kollarını kopararak. Aciz bir beden kaldı geriye...
*
"Karşıtlık hakiki dostluktur."
Levha 22-24 ten
Tanrıya ibadet, herkesin kendi zekası ölçüsünde, en yüce insanları sevmektir. Büyük insanları kıskanan ve onlara kara çalanlar, tanrıdan nefret ederler, çünkü başka tanrı yoktur.
Asla uğraşma aşkını anlatmaya,
Aşk varolur yalnızca dile gelmeden;
Nasıl hareket ederse soylu rüzgar
Sessizce, görünmeden.
Anlattım aşkımı, anlattım aşkımı,
Anlattım ona tüm yüreğimdekileri;
Titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi,
Ah! yanımdan ayrıldı.
Uzaklaştıktan az sonra benden,
Bir gezgin çıkageldi,
Sessizce, görünmeden:
İç geçirerek onu elde etti.
Love's Secret
Never seek to tell thy love,
Love that never told can be;
For the gentle wind doth move
Silently, invisibly.
I told my love, I told my love,
I told her all my heart,
Trembling, cold, in ghastly fears.
Ah! she did depart!
Soon after she was gone from me,
A traveller came by,
Silently, invisibly:
He took her with a sigh.
kemikleşmiş bir düşünce sistemine başkaldıran iblisin sesidir:
Kutsal kitap tanrının dünyayı yarattığını ve iyi bulduğunu sonra insanı kendi imgesinde yarattığını ancak "düşüş"ten sonra hem insanın hem dünyanın yozlaşıp bozulduğunu anlatır.
Bu öğreti asıl ve (ondan aşağılık olan) suret ilişkisi bakımından platoniktir. Dünya düşüşle birlikte idea'dan uzaklaşmış mükemmeliğini yitirmiştir. Tanrıdan uzaktadır ve
mükemmelin kötü, bozulmuş bir kopyasıdır.Tüm varoluşun mutlak ve aşkın merkezinden gelen ruh üstündür.Beden geçici ve günahı yüzünden ölümlü iken ruh ölümsüzdür.Bedenin günahları ile kirletilmezse eğer (yani pasif kalırsa: çünkü
Adem ve Havvanın düşüşüne elmayı yeme "eylem"i -hareketi- sebep olmuştur) ilk neden'e (aşkın merkez, tanrı) geri dönecektir.Ruh ve bedeni ayıran logos merkezci yaklaşım üstün insan yetisi aklın da bu merkezden geldiğini, yani “bahşedildiğini” kabul eder.
Aşkıncı (transcendentalist) felsefe varoluş için doğa dışı bir referans noktası getirmektedir. Sadece ruh bu noktaya yükselmeye layıktır,ve blake 18yy teoloğu Emmanuel Swdenborg ile "ruhum yükselip meleklerle konuştu ama dünyevi bedenim bu noktaya ulaşmaya layık değildir" dediği için alay eder. Çünkü Blake'e göre tinsel kavrayış "iç"ten gelir, Tanrı –ÖZ- içkindir ve insanın sınırları dahilindedir, aşkın değidir. Swedenborg yalanları vaaz etmektedir
çünkü " hepsi dindar olan bu meleklerle konuşmuş fakat kendini beğenmişliği iblislerle konuşması için gereken yetenekten yoksun kılmıştır onu."
Kendini aşma, nirvanaya ulaşma felsefesi bu bakıma işlememektedir. “Ben”in ulaşabileceği tek nirvana kendisindedir.
“Thou art a Man: God is no more
Thy own Humanity learn to adore. ”
diye alıntılayarak da bitireyim.