Öğrenci olma şansını yakalayabilmiş herkes bilir ki, Ünsal Hoca da o çocuklardandı.
194O'lı yıllarda, okuyanın adam, çalışanın zengin olacağına inanılan bir dünyada büyümüştü. Bir nalbur vitrininde, karnında "Türk malı" yazan bir pompalı gazocağını görünce heyecanlanmıştı, karpuzcu sergilerinin önünde kiralık bisikletlere binmiş, Cumhuriyet Bayramları'nda kara tahtalardan yapılma zafer tanklarının altından geçmişti. Parasız yatılı okumuş, sonra Mülkiye'ye gidip Ulvi Uraz'ları tanımış, Körler Odasında yasak kitaplar okumuş, Lorca'nın şiirlerini sökmeye çalışmış, tiyatro gişeleri önünde kuyruk beklemişti. Sevgililerini bile kitap okuyan kızlar arasından seçen bir kuşaktandı.
Ne var ki 1960'ların sonlarına doğru, okumakla, çalışmakla değil, fırsatlardan yararlanmayı bilmekle adam olunabileceği fikri çıktı ortaya... "Başka bir dünya başladı." Fırsatları iyi değerlendirenler tırmandılar. Okuyup, çalışanlar örselendiler.
Ünsal Hoca, zamanla çocukluğunun geçtiği kaldırımlarda "Zenginler de Ağlar" dizisinin başlaması için dakikaları sayan kadınları, yılbaşı çekilişinde 15 milyarlık büyük ikramiyeyi kapmak dışında hayali kalmamış yığınları, üniversite kantininde astroloji tartışmalarını gördü... ve o günden sonra bıkıp usanmadan, insana ürküntü veren bu görünümün tarihsel olduğu gerçeğini haykırmaya adadı kendini.
Yıkanmak istemeyen Çocuklar Olalımda Oskay, Gencebay arabeskinden, pembe dizilerden, Viyana barokundan veya pornografi-erotizm farklılığından sözederken karamsarlaşsa da sonuçta hep aynı iyimser sonuca yöneltiyor okurunu:
Tarihin seyrinin yeniden çizilmesi, bugünkü trajik görünümün tarihsel nedenlerini doğru kavramamıza bağlı...