insanoğlu envaî çeşit tehlike ile kuşatılmış vaziyette. birkaç dakika evvel mutlu mesûd kahvemizi yudumlarken, bir anda neler oluyor yarabbî demeye kalmadan kendimizi tabiplere muhtaç, sersefil hastahâne koridorlarında bulabiliyoruz.
vahim bir havâdisim olmasa bu nâhoş sözlerle sizleri dehşete düşürmeyi bir an bile düşünmezdim. ancak pek kıymetli bir dostumun vâlidesi geçtiğimiz günlerde bir yılanın saldırısına maruz kalmış. ama ne yılan! dostumun naklettiğine göre orta parmak kalınlığında sarı üzerine siyah ince motifli, kuyruğu ise sivri mi sivri. adeta bir çöl yılanı. talihsiz vâlide apar topar hastahâneye yetiştiriliyor, panzehir olduğunu kuvvetle tahmin ettiğim bir madde zerkediliyor, seruma bağlanmak sûretiyle hastamız hayatî tehlikeyi atlatıyor.
keşke bu hâdiseden o anda haberdar olabilse idim. çünkü o zaman şöyle diyebilirdim: "ne diyorsun? hakîkat mi bu? lütfen heyecân yapmayın ve şu söylediklerimi aynen tatbik edin. sokulan yeri derhâl emin ve tükürün. kalb ile sokulan yerin arasını sıkıca bağlayın, kalbe yeterince kan gitmediğinden kat'iyetle emin olun. eğer ki şu anda bir doktor bulma imkânı yok ise akkor haline gelmiş kızgın bir demir uciyle sokulan yeri dağlayın. hemen akabinde en yakîn hastahaneye gitmek için derhâl yola koyulun."
bu müessif ahkâmımı, hepinize yılansız günler temenni ederek tatlı bir latife ile tamamlamak isterim.