toplam 70 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
yıldırım türker hakkında

~ ahkam var.
1 2
önceki sayfa »
bazen beni kendimden utandıran, suç üstü yakalayan, hakikat diye bildiklerimizi darmadağın eden, güdük kalmış adalet duygumuzu teşhir edip ikiyüzlülüğümüzü suratımıza çarpan panzehir.
"Vatandaşlarım, insan kardeşlerim, halkım; gücüm olsa da sizi isyana teşvik edebilsem. Analar, babalar, kardeşler, arkadaşlar; isyan etmek zorundayız. Pos bıyıklıların emrinde hayata kast ediyor coplu, apoletli, üniformalı vahşiler. Ölümden başka gerçeğimiz olmayacak mı?" bu sözleri söyleyerek beni benden almış yazar.iyi ki varsın yıldırım türker
tanrım cumartesi,pazar ve pazartesi sabahları heyecanla gazete sayfalarını çevirmemi sağlayan bir adamdır,çevirmendir,söz yazarıdır,şairdir,hümanisttir,insandır,aktivisttir,özeldir,önemlidir..çok okur,iyi gözlemler ve duyarlıdır.entellektüeldir.karizmatiktir. çocuk kitapları çevirdiğini öğrendiğimde daha çok sevdim onu.önerdiği kitapları ve filmleri tereddütsüz edinirim.sezen'in son albümünde yanılmıyosam 2 parçanın bestesinin sahibi.okurum,okuturum...
Hiçbir dava O'nda zaman aşımına uğramaz.. Unutmaz.. Unutturmaz.. Radikal'in en radikali..
ölümün nesi varmış adlı yazısında zamanında kaçırılan sonra serbest bırakılan ama devlet erkanı tarafından ölselerdi daha iyiydi şeklinde değerlendirilien askerlerin son durumuna değinmiş.her zamanki ironik üslubunun hakkını vermiş, "ağlanacak hal ve içindeki trajik durum" ikilemini sapına kadar deşmiş. sözde "ben teröristim ve bizim dağdaki kızlarımız daha güzel" diye son derece gerçekçi ve siyasi bir değerlendirmede bulunduğu iddia edilen askerin yanında yöresindeki vatan evladlarının hiç birinin de bunu komutana ispiyonlamamış olmalarını da "mantıklı insandan sorular" halinde dimağımıza sunmuştur.tüm özgürlük ve demokrasi vurgulamaları ile taraflı medya örneği gösteren gazetelerin inadına Taraf adıyla çıkan gazetede gerçekleri okumak sorgulamadan vazgeçmemek lazım.
okurum..okuturum
şuan tırmıkla saldır bana adlı parçayı dinliyorum ve alttakine 10 üzerinden 1.6 veriyorum
yıldırım türker'in her yazısı maradona'nın 86 dünya dupasında ingiltere'ye attığı ikinci gol gibidir. konuyu alır, üstün tekniğiyle her yönünü tek tek analiz edip açıklar, nihayet ceza sahasına girip zarif bi vuruşla noktalar.
herşeyi futbol terimleriyle açıklamak
...sözcükleri olabilecek en güçlü haliyle kullanarak,yaşamın yalınlığını gözümüze sokan; duruşuyla her daim bana bir "aydını hatırlatan" nev-i şahsına münhasır cesur bir adam...
ayrıca çok güzel şiirleride var
26.istanbul film festivalinde jüri üyesi..
19.02.07 tarihli Radikal'den... Hepimiz iyi çocuğuz! Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın Amerika turnesinin yankıları sürüyor. General orada bir devlet başkanı üslubuyla "PKK'yı destekledikleri için" Kürt liderlerle asla görüşmeyeceğini belirtiyor, Türkiye'nin sorunlarını bir bir sıraladıktan sonra, "Türkiye'yi bölmeyi rüyalarında görenler, bu rüyanın sonunda kâbus görür. Türkiye'yi koruyan o dinamik güçler varolduğu sürece, o rüyayı görenler kâbusla uyanır ve derslerini alır" diyordu. Kimle görüşülüp görüşülmeyeceği konusunda hükümetin verebileceği bir kararı kendi tasarrufunda görmesi bir yana "dinamik güçler" sözüyle ne demek istediği epeyi tartışıldı. Kendisi de sorulduğunda 'dinamik' sözcüğünün aklına geliverdiğini, derin devleti kastetmediğini belirtti. Basınımızdan yine bu konuda gür bir itiraz yükselmedi. Aksine sempatik paşanın gazetecileri kahkahalarla güldürdüğü anların fotograflarına baktık kaygıyla. Alışığız nasılsa. Büyükanıt ne zaman ağzını açsa, ya 'Büyükanıt'tan demokrasi dersi' ya 'Büyükanıt noktayı koydu' ya da benzeri manşetlerle karşılaşırız. Nitekim bu sefer de basının iyi çocukları coşmuş döktürüyordu. Sabah'tan Aslı Aydıntaşbaş'ın yazısından bir bölüm alarak tarihe geçmesi için izin isteyeceğim: "Yaşar Büyükanıt, nikotinden nefre tetmeyi bir dini vecibe haline getiren Amerikalılara bile sigara içmeyi 'sevimli bir huy' gibi göstermeyi başardı. Paşanın kişisel karizması ve sempatisi konusunda tartışma götüren bir yan yok. Görüştüğü Amerikalı yetkililerden etrafındaki askeri personele kadar herkes bu rahat, esprili ve sevecen generale âşık...Yalnız TSK personeli ya da laik çevreler değil, elini sıkan herkes, Başbakan Erdoğan'dan Washington'daki Zaman muhabiri Ali Aslan'a kadar herkes paşanın büyüsüne kapılıyor. Sonunda bulduğum cevap şu: Yaşar Paşa, muhatap olduğu insanları özel ve değerli hissetirmeyi başarıyor. Babacan ve açık sözlü oluşu insanları şaşırtıyor. Ne bir bürokrat ne de askerde alışık değiliz buna." Bu Paşaların aşkıyla gözü kararmış, paşaların büyüsüne kapılıp en utanmazından striptiz numaralarıyla mesleğinin sorumluluğundan ve etik kaygısından soyunuvermiş gözeteciler, siyasiler ve vatandaşların memleketinde elbette kimi rütbelileri emekli olunca oturup sardunyalara su vermek tatmin etmiyor. Sivile geçtikleri anda onları bekleyen mücadele alanı hazır. Kuvayı Milliye, Milli Mücadele, Ulusal Birlik ya da Müdafai Hukuk derneklerinde rütbelerine rütbe katıyor, hazırladıkları çarşaf çarşaf listelerdeki vatan hainlerine dinamik güç nasıl olurmuş gösteriyorlar. Emekli Tuğgeneral Parmaksız, emekli Orgeneral Tolon, emekli Tuğgeneral Küçük, emekli Korgeneral Kundakçı, emekli albaylar Ergen ve son yemin töreniyle alanında generalliğe yükselmiş olan Karadağ, bu platformda mücadelesini sürdüren vatanseverler. Yanlarına toplamış oldukları zevata bir örnek Birdal suikastı nedeniyle hapis yatmış bir yiğit, Türk İntikam Tugayı bağlantılı olduğu ileri sürülen Günaltay. Tabii Kerinçsiz ve gibilerini de unutmamalı. Askerler, elbette kışlada durduğu gibi durmuyor. Açıkca ırkçılık yapıyor, kendilerine dokunulamayacağını bilmenin verdiği ferahlık içinde bin bir dolap çeviriyorlar. Toplumda rütbelelerine yönelik aşkın büyüsüne sonsuz güvenleri var. Yüzlerine bir kamera ya da mikrofon tutulduğunda bu toplumun yıllardır mürtecilere has olduğunu sandığı ayak oyununa başvurup Takiye yapıyorlar. Irkçı değiliz, oradaki dönme sözü o demek değil, oradaki silah oyuncaktı vb.
Hukuk mu dediniz? Hatırlayın. Yaşar Büyükanıt'ın adının Şemdinli iddianamesinde geçiyor olmasıyla birlikte ne orada yaşananların, ne Susurluk ikizi çeteleşmelerin en ufak bir hükmü kalmıştı. Medya 'görev başına' yapıp 'küstah ve cüretkâr' savcının tıynetini, ifadesine başvurduğu işadamının yalanlarını ve zamanında çevirmiş olduğu dolapları bir bir ilan etmeye başladı. Çünkü korkunç bir günah işlenmiş, memleketi yerle bir edecek bir bombanın pimi çekilmişti. Paşamıza dokundurtmayacağımızı kabarmış hançeremizle haykırmak zorundaydık. Şemdinli'de bir kitapçıyı bombalayıp suçüstü yakalanan uzman çavuş Ali Kaya için "Tanırım, iyi çocuktur" diyen Büyükanıt açık sözlülüğüyle takdir toplamış meğer. Meğer yakında Genelkurmay Başkanı olacak olan bir orgeneralin, bir dükkâna bomba atıp, şansı yaver gitmediği için ancak bir kişiyi öldürebilip suçüstü yakalanmış olan bir adamdan 'iyi çocuk' diye bahsetmesi kimi kurumlara bir göz kırpma olarak algılanamazmış. Çünkü biz, toplumca, askerden hiç korkmazmışız. Askerin 'cezası varsa çeker' dediği 'iyi çocuklar' nerede pekiyi? Biri içerde. Ali Kaya, nam-ı diğer Mutkili Ali, askeri cezaevinden, her zaman kullandığı cep telefonuyla 'dayı' diye hitap ettiği birilerini arıyormuş. İddianamesi mahkemece kabul edilmesine rağmen mesleğinden ihraç edilen, avukatlık yapması bile yasaklanan eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın ödediği bedeller ise biteceğe benzemiyor. Daha geçen gün, kendisine dava açan bir kurmay albaya 5 bin YTL manevi tazminet ödeme cezasına çarptırıldı. Üstelik albayın açtığı davanın sonuçlanması Türk hukuk tarihine geçecek hızda gerçekleşmiş. Savcının Şemdinli iddianamesinde adı geçen diğer askerlerin de dava açmışlığı düşünülecek olursa yakın zamanda bir savcının hazırladığı iddianame nedeniyle açlıktan sürünür hale geldiğini de göreceğiz. Emekli askerlerin bunca rahat nefret saçabilmelerine, ırkçılık yayabilmelerine şaşırıyor musunuz? Oysa üniversite öğrencisi Birtan Altunbaş'ın 1991'de Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde işkenceyle öldürülmesinin davası 16 yıldır sürüyor. Hukukun dinamik güçlerin cirit attığı bir savaş alanına dönmüşlüğünün nişanesidir. Ayın 16'sındaki duruşma, duruşma heyetinin değişmesi nedeniyle bir kez daha ertelendi. Sanıklardan İbrahim Dedeoğlu'nun avukatlarından Recep Onaran, müvekkilinin konumu gereği sorguya katılamayacağını belirterek Metin Göktepe'nin ölümüyle ilgili verilen kararı örnek gösterdi. Dedeoğlu'nun beraat etmeyecekse de görevi kötüye kullanmaktan ceza almasını talep etti. Polis tarafından dövülerek öldürülen Metin Göktepe Evrensel gazetesinin muhabiriydi. Onaran, Göktepe davasında sanık Eyüp İlçe Emniyet Amiri Seydi Battal Köse'nin "görevi kötüye kullanmaktan" dolayı hüküm giydiğini belirterek "O kararı veren hâkim olarak kararımdan gurur duyuyorum" dedi. Yani, 16 yıldır cezalandırılamayan Birtan'ın katillerinin avukatlarından biri Metin'i öldürenlerin davasında hâkimlik yapmış. Göktepe davasında Mahkeme, emniyet amiri Köse'yi "kastı aşan suretle adam öldürmek" ve "faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" suçlarından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmıştı. Ancak Yargıtay bu kararı bozdu. Yeniden yapılan yargılamada Köse, "görevi kötüye kullanmak"tan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Birtan'ın katillerini savunan Onaran'ın Köse'nin cezasını 6 yıl indiren bu kararda imzası vardı. Yani 16 yıldır kararın sürüncemede bırakılmasının ardındaki oyun çok açık. Zamanaşımından yararlanmak istiyorlar. Dedeoğlu'na suç tarihinde yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu'nun "görevi kötüye kullanmak" suçunu düzenleyen 240. maddeden dolayı ceza verilemeyecek. Çünkü suç tarihinden bu yana söz konusu maddenin zaman aşımı süresi doldu. Metinin katli gibi Birtan'ınki de yanlarına kalsın istiyor işkenceci katiller. Birtan'ın katillerinden biri mahkemede hâlâ, "Biz görevimizi yaptık, devletimizi koruduk. Örgütçülerin ellerine dokunsan işkence yaptın deniliyor" diye yakınabiliyor. Ama hukuka ne gerek. Biz, aşkla gözü kör olmuş, asker doğanlar; devlet için, vatan için feda etmeyeceğimiz kimse yok. İyisi mi işkenceyle öldürülmüş çocukların, gazetecilerin, bombayla havaya uçurulmuş vatandaşların, katledilmiş fikir insanlarının üstünden atlayıp hep bir ağızdan bağırarak yürüyelim: Hepimiz iyi çocuğuz!
pazaretsi günleri radikali daha değerli bir gazete yapan adam. her türlü tabuya ve otoriteye eleştirilerini çokta yumuşak olmayan tutarlı uslubuyla yönelten bu yiğit yazarı takip etmek lazım.
cok ilginc bir adam. her hafta pazartesi gunu sasmadan okudugum...ve cok sey ogrendigim. bir digeri de tabir-i caizse yılların eskitemedigi,koycegiz'deki komsum çetin altan
türkçe'yi çok iyi ve keskin kullanan, bu hayata dair, bu hayatla birlikte taşıdığı ciddi dertleri olan, üstüne üstlük başkalarının dertlerini de kendine dert edinmeyi çizdiği resme dahil eden, yaşadığı evden evrenin tamamına kadar aynı tutarlılık, duyarlılık ve düşünce sistematiği içinde bir yaşam görüşü çıkarmayı başarabilmiş, yaşadığı coğrafyanın en medeni 2-3 aydınından biri.
yazdıkları sıklıkla korkutucu ve yabancılaştırıcı olabiliyor, dolayısıyla bu çürük, yüzeysel yaşamla sorunu olmayan, bu yaşamdan kişilik besleyenlerin hiç okuyup rahatlarını bozmamalarını salık veririm.
incitmeden hüzünle okşuyorum anıları nasıl da gençtim kaygısız ve şehvetli gece kaçamakları gizli buluşmalardan vaktim yoktu sanki saymaya aşkları
yıllar sonra şimdi anlıyorum o çocuğu bir yaz akşamı kucağımda ağlayan okşayıp altın saçlarını gülüvermiştim
meğer gülüp geçmişim aşkın yanından
sonradan vurur dehşeti yiten şeylerin bedeli işlediğin her cinayetin bakarsın kalmamış sana ağlayacak kucak meğer gülüp geçmişin aşkın yanından
şimdi o kederli akşam çökerken üstüme hayatım akıp gidiyor ellerimden bir yaz akşamı o çocuğun saçları gibi ...
Başarılı, okutturan bir köşe yazarı.
radikali almamda etkisi var..
kanımca harikûlade bir sözcük hafzalası- dizim kuvveti- metaforik yaklaşım kabiliyeti olan bir kişidir kendisi. ve fakat, bilhâssâ köşe yazılarındaki rahiya; giderek birbirine yakın -çok yakın- bir çizgide seyir hâlinde. sankim ağzında karanfil olan bir sol tandans eskizi kendisi. ve bendeniz bundan biraz sıkıldım mı ne? dünya görüşü ilen liriklik, birbirinin içine fazlaca geçti mi/ yazmak eyleminden onun amaçladığı şeyler, yerini bulmuyor, bulamıyor.
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|