1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

yılmaz özdil beni tanımlar diyenler

toplam 21 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

yılmaz özdil hakkında yılmaz özdil

~63 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »

    koş yılmaz özdil koş

    tuzluğunu da unutma

    izmir' de bi grup genciz

    tuzsuz salatalıklarımız da yanımızda....

    Rollant   07 Kasım 2009 17:44   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    sanki

    msn'de yazıyo

    adam

    güzel de

    yazsa

    engellemek dürtüsü

    oluşturuyor

    **

    bünyemde

    jb3   15 Eylül 2009 01:22   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    Bi öneri bi soru...

    Devlete 120

    bin kişi

    alınacak...

    Ne iş

    yapacaklar?

    Temizlik.

    *

    Parkları temizleyecekler.

    *

    Benim önerim şu:

    "Mayın Yasası" bu vatandaşlarımıza bire bir uygulansın... Parkı temizlesin, o parkı 44 seneliğine ona verelim.

    *

    Artık büfe mi kurar, işporta tezgáhı mı açar, organik domates filan mı yetiştirir, orası onun bileceği iş.

    *

    Diyeceksiniz ki:

    "Olur mu öyle şey..."

    *

    Kardeşim!

    Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak boyunca, 510 kilometre uzunluğundaki devasa arazinin "temizlik yapana" 44 seneliğine verilmesini aklın kesiyor da... "Temizleyen" vatandaşa o kıç kadar parkı vermeye niye itiraz ediyorsun?

    *

    Senin mahallendeki parkın, kendi vatandaşına veremeyeceğin kadar değerli de, sınırdaki arazin, el áleme vereceğin kadar değersiz mi? Değersizse, niye mayın döşedin oralara? İşsizlerin kabahati, parklara mayın döşememek mi?

    *

    Şunu da sormak

    lazım ayrıca...

    120 bin kişi alınacak.

    7 milyon işsiz var.

    Hangi 120 bin kişi?

    *

    "Çöpçü" yaptığına göre, diploma aramıyorsun... Neye göre seçeceksin? Sınav mı yapacaksın? Torpil mi?

    *

    Alt tarafı günlüğü 20 liradan çöpçülük yaptıracağın işsizler, hangi özellikleriyle işe almadığın öbür işsizlerden değerli olacak? AKP levhası gösterip, ak diye okuyanları mı alacaksın? Nedir kriterin?

    lethe84   07 Haziran 2009 17:04   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10896965.asp?yazarid=249&gid=61

    birde burayi okuyun buda her zaman olduğu gibi güzel bir yazi.

    trakedi   31 Ocak 2009 22:46   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    El atrak istaamelu kuvva gayr mütevazine

    Pat diye sorsak mesela...

    "Sülfirik asidin formülü ne?"

    Pek bilen çıkmaz.

    "Hasan 2 salak Osman 4" desek...

    Herkes bilir.

    *

    Anlamına inmeyen, sorgulamayı reddeden, papağan gibi "ezberleten" tırışka eğitim sistemimizin sonucudur bu.

    *

    Hadi bi soru daha...

    "Mercidabık nedir?"

    *

    Savaş...

    İyi de, neyin savaşıydı?

    Niyeydi?

    *

    "Yemekteyiz" programındaki "kıymalı mercimeği" andırıyor ama, Mercidabık'tan sonra Filistin'i aldık biz... Evet, Filistin'i... 50 tane topumuz vardı. Kafalarına kafalarına gönderdik gülleleri, Memlûkler nerden geldiğini şaşırdı. 72 bin kayıp verdiler. Darmadağın oldular.

    *

    Kim bilir ne küfür etmişlerdir o zamanlar arkamızdan, "el atrak istaamelu kuvva gayr mütevazine" filan demişlerdir... "Türkler orantısız güç kullandı" yani!

    *

    "Orantılı" düşünürsek...

    Topkapı Sarayı'ydı bugünkü Beyaz Saray.

    *

    Güç, böyle bi şeydir.

    Diplomasi, hikáyedir.

    1516'da ne olduysa oralarda...

    Bugün olan da odur.

    *

    Ve belki de en kritik soru:

    "Mehmetçik Gazze'ye gitsin mi?"

    *

    Gitmişti zaten.

    *

    Takvimler 1917'yi gösterirken...

    Yani, 401 yıl sonra...

    Henüz 36 yaşında...

    Acizleşmiş devletinin götün götün gerilediğini gören, yüreği kan ağlayan bir adam, Yedinci Ordu Komutanı Mustafa Kemal, şunları yazmış mektubunda...

    "Yoğun propaganda var.

    İngiliz gizli servisi her yerde.

    Silahla yenemezler ama...

    Ahali bizden nefret ediyor!"

    slm asl pls   08 Ocak 2009 15:11   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Atatürk'ü sewiyoruz bugün şuan bu topraklarda yaşıyorsak onun sayesindedir..
    ama benim anlamadığım çarşafa bu kadar laf ediliyo Atatürkün soyuna bi bakın eşine,kardeşine ve annesine onlarda çarşaflıydı...
    günümüz şartlarında herkes bu tarz giyimden şikayetçi.. bence bırakın atmamızın emenet ettiği bu topraklarda herkes istediği gibi özgürce yaşasın.. kimse kimseyede söz söylemesin!!!

    first lady   08 Ocak 2009 14:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    İmralı

    "İçerde" psikolojisi bozulan Abdullah Öcalan’a, 6 arkadaş gönderiliyormuş...

    *

    "Dışarda" psikolojisi normal miydi?

    *

    Hadi hepsini anladık diyelim...

    Niye 6?

    *

    Tavla oynamayı özledi desek, 1 kişi yeter... Okey oynayacaklar desek, 3 kişi neyine yetmiyor? 4’erli Japon kale maç yapacaklar herhalde diye düşünsek, 6+Apo, 7 eder, olmaz... Eksik takıma bi üsteğmen filan sokmaya kalksan, maazallah faul maul yapar, bu sefer "işkence bu" diye ayağa kalkarlar...

    Niye 6?

    *

    Dün sorduk bunu Adalet Bakanı’na...

    "Oraya çok masraf yapıyoruz; tek mahkûma lüks kaçıyor" dedi...

    E madem maliyeti düşürmeye çalışıyoruz, o zaman 66 mahkûm gönderin, daha ucuza gelmez mi?

    *

    Özetle...

    Böylesine gayriciddi ülkede, iki saniye ciddi olmaya gayret edersek, tablo şudur:

    400 milyar dolar borç.

    Gırtlağa kadar girmişsin.

    Malı mülkü satmışsın.

    10 milyon işsiz.

    20 milyon yoksul.

    Egemenlik Brüksel’in.

    Merkez Bankamda kapı gibi 70 milyar dolar var diye hava atıyorsun, IMF’ye el açmışsın, 20 milyar dolar dileniyorsun.

    *

    Bu şartlarda...

    Kendi kendine karar alamazsın.

    *

    Onun için yatın kalkın dua edin, AB’nin ve ABD’nin tek isteği bu olsun... Fasıl heyeti gönderin derse, göndereceksin.

    Bırakın derse, bırakacaksın.

    Bradmela   23 Kasım 2008 10:34   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bö ödöm nö örködöşöm nödö ökröböm tönömöyöröm

    isvecli   20 Kasım 2008 12:00   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Çarşaf

    Deniyor ki...

    "Çarşaflı CHP’li olur mu?"

    *

    Açalım şu çarşafı biraz...

    *

    Çarşaflı kadın, bu ülkenin malının-mülkünün yabancıya satılmasını; bankasının Yunan’a, telefonunun İngiliz’e, limanının İsrailli’ye verilmesini ister mi? Türbanlı kadın, bu ülkenin, dünyanın en yüksek faizini verip, inek gibi sağılmasını ister mi? Başörtülü kadın, bu ülkenin, Avrupa Birliği’nden emir almasını ister mi? Çarşaflı kadın, conilerin tankıyla-topuyla gelip, bu ülkeye yerleşmesini ister mi? Türbanlı kadın, Mehmetçik’in Kıbrıs’tan çekilmesini, KKTC’nin kepenklerini kapatmasını ister mi? Başörtülü kadın, hazinemize çöreklenen IMF komiserinin önünde ceket iliklemek ister mi?

    *

    İstemezse eğer...

    Çarşaflı, türbanlı, başörtülü kadına, (ve onların eşlerine), asıl şunu sormak lazım o zaman: "Niye AKP’lisin?"

    *

    Basiretsiz politikalar yüzünden...

    Şehitlerimizin ardından dökülen gözyaşının türbanlısı-türbansızı var mı?

    *

    Kamusal alanın çağdışı kıyafete açılması başka konudur, özel hayat başka konudur... İster başını açar, ister masa örtüsü giyer... Abdüllatif Şener, niye AKP’den ayrıldıysa, çarşaflı kadının CHP’ye üye olması ondandır.

    *

    Çünkü...

    Senin çocuğun işsiz gezecek, senin sırtından geçinenler, seni "tapulu malı" zannedenler, parmağına kuru soğan büyüklüğünde pırlanta takacak... Yok öyle!

    *

    Deniz Baykal, ’’hepimizin Türkiye’si’’ için çok doğru bir adım attı... Atatürkçü kadrolar, "tarikatçı yobaz"larla mücadele ederken, "laik yobaz"lara karşı durma cesaretini de gösterebilmeli.

    Bradmela   20 Kasım 2008 11:58   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Atatürk’ü niye seviyoruz?

    70 yıl geçmiş...

    Anıtkabir full.

    Dede-bebe.

    Kadın-erkek.

    Türbanlı-türbansız.

    Zengin-fakir.

    Türk, Kürt, Laz, Çerkez.

    Niye?

    *

    9’u 5 geçe...

    Türkiye esas duruşta.

    Kasketli.

    Piercingli.

    Nasıl olabilir?

    *

    Ya Dolmabahçe?

    Gidersin de...

    Küllenmiş olması lazım.

    Ağlamazsın.

    Ağlıyor herkes.

    *

    10 Kasım’ı anlarım, 29 Ekim’i anlarım, tatildir, cumartesi pazarı da anlarım...

    Mesela, perşembe günü insan niye Anıtkabir’e gider arkadaş? Salı?

    Ankara’nın nüfusu 4 milyon...

    Geçen sene 13 milyon kişi gelmiş!

    *

    Bağımsız ruh desen... Bağımsızlık sevdalısı olduğumuz söylenemez pek... Öyle olsa, Amerika’nın Avrupa’nın kucağına oturmaktan, IMF’den emir almaktan rahatsız olurduk, mandacıları baş tacı yapmazdık... Sorsan, Cumhuriyet’in anlamını bilenlerin oranı, üzücü çıkabilir. Say desen, çoğumuz devrimleri bile sayamaz. Egemenliğe baksan, kayıtsız şartsız milletin olmadığını hepimiz biliyoruz... Çanakkale zaten geçildi. İstanbul’un kurtuluşunu, Dokuz Eylül’ü fener alaylarıyla falan kutluyoruz ama, telefonu İngiliz’e, bankaları Yunan’a satmaktan gocunmuyoruz.

    *

    Peki, bunca karalamaya rağmen...

    Niye seviyoruz O’nu bu kadar?

    Niye unutmuyoruz?

    Niye özlüyoruz?

    *

    Benim cevabım şu...

    Bu milleti soymadı!

    *

    Ülkesini işgalden kurtaran, rejimini değiştiren, devrimler yapan lider, dünyada çok... Ama bu işleri yaptıktan sonra, milletini soymayan dünyadaki tek lider o...

    Rakıyı filan anlatırlar, bunu anlatmazlar.

    Teodora   11 Kasım 2008 19:49   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    Mustafa’ya gittim...

    Sarhoş.

    Kafayı bulunca ağlayan...

    Hoyrat.

    Soğuk.

    Kalpsiz.

    Çevresine eziyet eden...

    İtiraz edeni asan...

    Arkadaşlarını satan...

    Goygoycuların dolduruşuna gelen...

    Milletten bihaber.

    Hatta milleti küçümseyen...

    Alay eden.

    Hesabını kitabını bilmeyen...

    Batı hayranı.

    Sefa düşkünü.

    O balo senin...

    Bu balo benim, gezen.

    Zampara.

    Cephede bile karı-kız düşünen...

    Savaşmadığı için sıkılan...

    Ordu varken, çete kurmaya kalkan...

    Devrimleri intikam için yapan...

    Dinsiz.

    Kendi heykellerini diktiren...

    Megaloman.

    Bencil.

    Günde 3 paket sigara içen.

    Usul usul intihar eden...

    Psikolojik bunalımda...

    Yalnız.

    Çaresiz.

    Basiretsiz.

    Zavallı bir adam.

    *

    Mustafa’daki Mustafa bu.

    *

    Anafartalar 1 saniye.

    İşgal 2 saniye.

    Tası tarağı toplayıp kaçmak için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan... Sığır sürüsüyle düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri... Başkomutanlık meydan muharebesi desen... Taktiğini falan başkasından araklamış zaten.

    *

    Hak edilmiş bence Oscar...

    En azından Nobel.

    Bradmela   04 Kasım 2008 10:58   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    Ümük

    "Her mahallede milyoner olacak!"

    Böyle başladı kalkınma serüveni...

    Çiklet bile bir milyon oldu.

    İlk hayalimiz gerçekleşti!

    *

    "100 bin tank, 100 bin uçak üreteceğiz" dedi biri... Baktı ki, 100 bin uçak kolay ama, 100 bin pilot yok! Pes etmedi, Siyonistlere inat, "adil düzen"e geçeceğimizi söyledi. Bi alkış, bi tezahürat.

    "Düzen" değişti.

    "Düzülenler" pek beğendi.

    *

    Sonra?

    Bako.

    Kastelli.

    "Bir koyup üç almak"tan bile söz edildi... Ne koyuyoz, ne alıyoz filan derken, rahmetli Sabancı bilançoyu vermişti:

    "Aldığımız üçün biri!"

    *

    Derken...

    "İki anahtar" dedi biri.

    Çıktı salladı kürsüden...

    Ev anahtarı, biri.

    Otomobil anahtarı, diğeri.

    Netice?

    İki aNAHtar!

    *

    "Böyyük Türkiye"de öylesine bolluk dönemleri yaşandı ki, bir deri bir kemik millete pantolon bol gelmeye başladı... E hazır pantolonlar bollanmışken, daha fit görünürüz, "kemer sıkalım" dendi.

    *

    Gel zaman, git zaman...

    Anadolu’da aslan kaplan...

    Jet-Pa.

    Yimpaş.

    Kombassan.

    Hamdolsun, Kazan-Kazan!

    *

    Ve, şimdi neyi tartışıyoruz kalkınma serüvenimizde? Ümüğümüzü sıktıracak mıyız, sıktırmayacak mıyız? Kemer kesmiyor artık çünkü... Sıra gırtlağa geldi.

    *

    Ha gayret ahali.

    Kulağımızın arkasıdır...

    Bi sonraki 29 Ekim’in vaadi!

    Bradmela   29 Ekim 2008 10:26   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    bu adamın yazılarını sevıyorumm

    yakalama   18 Ekim 2008 10:56   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Şehit dediğin parite midir?

    "İki kapılı bir han" olarak tarif etmiş hayatı, Veysel... Yetişmek için menzile, gidiyoruz gündüz gece.

    Kronometre tutsak...

    600 bin saat falandır hayat.

    "Yaş 35, yolun yarısı" denilen...

    Alt tarafı 300 bin saat.

    *

    Yürekten baktığında bu kadar derin; rakamsal baktığında, bu kadar zavallı, bu kadar sefil bir süredir, hayat.

    *

    Mesela, önceki gün şehit olan 5 evladımızın adını aklında tutan var mı?

    Aktütün Bayraktepe’de düşen 17 evladımızın nereli olduğunu hatırlayan?

    5 ve 17’yi biliyoruz...

    Ya gerisi?

    *

    24 senedir vuruyor PKK...

    İlk baskında, Eruh’ta, "ilk şehit düşen" evladımızın kim olduğunu bilen?

    *

    Hadi bi soru daha...

    Mahsum Korkmaz Akademisi?

    Herkes bilir.

    Bekaa’daki PKK kampının adı.

    *

    Kimdir Mahsum Korkmaz?

    1984’te...

    Eruh’ta, ilk baskını yapıp, ilk şehit düşen evladımızı, Süleyman Aydın’ı vuran.

    *

    Çünkü, yüce Türk basınının haysiyetli gazetecileri, fellik fellik koşmuş, Bekaa’da Mahsum Korkmaz Akademisi’nde röportajlar yapmış, tanıtmış, akılda kalmasını sağlamış, bebek katili Abdullah Öcalan’ı bile "sempatik" hale getirerek, ilk tohumları ekmişti bu ülkeye.

    *

    Bakın, önceki gün askerlerinin başında çatışma bölgesine inerken bir tuğgeneral yaralandı... Star Haber dışında bütün televizyonlar, Hürriyet dışında onlarca gazete yanlış tuğgeneralin ismini verdi...

    Niye?

    Çünkü, PKK elebaşlarının isimlerini manşet manşet vermekten, o bölgede vuruşan generallerimizle röportaj yapmaya vakitleri yok arkadaşların.

    *

    Alt tarafı 600 bin saattir hayat.

    E merak ediyor insan...

    Bu kadar sefilleşmenin álemi var mı?

    YILMAZ ÖZDİL

    Bradmela   18 Ekim 2008 10:52   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    :D

    Bayram

    Yıllardır kafa patlatıyordum...

    "Niye bu kaos yaşanıyor" diye.

    *

    Tahminim, sizin evde de oluyordur; her ramazandan sonra bizim ailede tartışma çıkar... Ben bir türlü karar veremem, kurbanı mı kesecektik bu bayramda, yoksa yılbaşı ağacı mı dikecektik? Annem "Aşure ayıydı galiba" diye bastırır, babam "Hanım sen bunadın herhalde" diyerek, paskalya yumurtası boyar... Değerli eşim, "Hıdrellez" diye tutturur, çalı çırpı toplar ateşten atlayalım diye; kızım ise, illa ısrar eder, "Zafer Bayramı’dır, fener alayını görmeye gidelim..."

    Bakın tam bu satırları yazıyordum, ağabeyim mesaj atmış, "Kabotaj bayramınız mübarek olsun" diyor.

    *

    İşin içinden çıkamıyorduk bi türlü.

    *

    Allah’tan Başbakanımız var...

    "Ramazan Bayramı’dır bu" dedi.

    *

    Aşk olsun yani...

    Madem Ramazan Bayramı’ydı bu, iktidarınızın ilk 5 yılında niye açıklamadınız da, perişan ettiniz milleti?

    *

    Üstelik öyle böyle değil.

    Dört dörtlük bayrammış...

    Gerçi ben Kurban Bayramı’nı dört günlük biliyordum ama, o kadar kusur ulemada bile olur artık.

    *

    Özetle...

    Sakın bundan sonra "İktidar gerçekleri saklıyor" falan diye şikáyet etmeyin... Sayın Başbakanımız şeffaf bir şekilde çıkıp kamuoyunu bilgilendirmese, nereden öğrenecektiniz bu bayramın ne bayramı olduğunu?

    Teodora   29 Eylül 2008 00:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Nijer, Cibuti, Eritre Burkina Faso fiso...

    Avrupa Birliği'ne girdik diye havai fişek fırlatırken, kendimizi bir anda Arap Birliği'nde bulmuştuk... Şimdi de Afrika Birliği'ne ev sahipliği yaptık.

    *

    AB olsun, çamurdan olsun be!

    *

    Neyse...

    50 tane Afrikalı geldi.

    Aslında 53 tane bunlar...

    3'ü mazeret bildirdi, gelmedi.

    Lesoto.

    Svaziland.

    Mozambik.

    Sordurdum...

    Tarzan'la Ceyn de gelmemiş.

    Çita'nın nişanı varmış.

    Pigmelerin okulları açıldığı için

    Kızılmaske de gelememiş.

    *

    Matrağı bırakırsak, soru şudur:

    "Niye ağırladık bu arkadaşları?"

    *

    Birleşmiş Milletler Güvenlik

    Konseyi Üyesi olmak istiyoruz;

    bize oy versinler diye.

    *

    Son 20 günde...

    İstanbul'da bomba patladı; 18 kişi öldü. Küçükçekmece'de kamyon kasasında havasızlıktan boğulmuş 14 mülteci cesedi bulundu. Konya'da kaçak Kuran kursu çöktü, 18 çocuk öldü. Antalya'da ormanlar yandı, 2 ölü... Ankara'da 49 bebe öldü, kolide verdiler. İzmir'de kadıncağız kataraktını alsınlar diye yattı, rahmini aldılar. Sakarya'da kene, 1 ölü. Ordu'da kene, 1 ölü. Sivas'ta gene kene, 2 ölü. Kilis'te cinnet, 6 ölü. Antalya'da köpük partisi, 3 ölü.

    Sivas'ta taradılar, 1 şehit.

    Hakkári'de mayın, 1 şehit.

    Şırnak'ta pusu, 5 şehit.

    Muş'ta karakol bastılar, 1 şehit.

    Elazığ'da vurdular, 1 şehit.

    Erzincan mayın, 9 şehit.

    Şemdinli mayın, 1 şehit.

    Şırnak mayın, 1 şehit.

    Karacaahmet'ten Selimiye'ye havan fırlattılar. Boru hattını havaya uçurdular. Daha dün Mersin'de canlı bomba patladı, 1 ölü, 12 yaralı... Amasya'da trafik kazası, 5 ölü. Ankara'da aşırı hız, 4 ölü. Malatya'da düğün minibüsü takla attı, 9 ölü. Mersin'de traktör uçtu, 3 ölü. İzmir'de sarhoş şoför, 5 ölü... Tuzla'da işçileri filikaya doldurup, tankerden attılar; 3 ölü.

    *

    20 günde... Ne etti?

    164 ölü.

    *

    Neye talibiz?

    Dünyanın güvenliğine!

    *

    Gülmekten ölücem... 165 olacak.

    Yılmaz Özdil'i okuyunuz, okutunuz...

    MCMLXXI   22 Ağustos 2008 10:31   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    dogru düzgün yazar bu iste

    CNTKN   08 Ağustos 2008 23:54   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "150’şer kişilik, 40 ekip kuruldu.

    Eşzamanlı baskınlar yapıldı."

    Ergenekon operasyonunu böyle duyurmuştu devletin haber ajansı...

    "150’şer kişilik, 40 ekip."

    *

    Evinde pijama-terlik oturan emekli generalleri yakalamak için "6 bin polis"i seferber edersen, bırak vatandaşları, polisi korumak için bile polis kalmıyor maalesef.

    *

    Hangi gazetecinin telefonda kiminle konuştuğunu, kiminle hatıra fotoğrafı çektirdiğini biliyorsun, dinliyorsun, izliyorsun... Adam elinde pompalı tüfekle burnunun dibine gelmiş, haberin yok.

    *

    Eminim, polislerimizi şehit edenleri, "Mustafa Balbay’ın tetikçileri" ilan edecektir yalaka gazeteler...

    Biz gene de hatırlatalım:

    Neve Şalom, Beth Israel.

    Sadece 5 gün sonra...

    HSBC, İngiliz Konsolosluğu.

    Ya, Cumhuriyet Gazetesi?

    6 günde 3 defa bombalandı.

    Atıp, kaçtılar.

    Atıp, kaçtılar.

    Atıp, kaçtılar.

    Kaçanlardan biri, gitti...

    Danıştay’ı bastı.

    Sonra, Hrant.

    Şimdi, bu.

    *

    Vali, hep aynı vali.

    Polis şefi, hep aynı polis şefi.

    *

    Türkiye’yi ve dünyayı ayağa kaldıran korkunç olaylar yaşanıyor bu şehirde... Belli ki, ağır istihbarat zafiyeti var, konsantrasyon bozukluğu var. Ama bakıyorsun... Havaalanında esas duruşta bakan karşılamaktan, gazetecileri dinlemekten, emekli generalleri o cezaevinden bu cezaevine taşımaktan, Sinan Aygün’ün eurolarını saymaktan, milletin gözüne biber gazı sıkıp, hastaneye gaz bombası atmaktan, tribüne kurulup maç seyretmekten, teröristleri takip etmeye vakitleri yok arkadaşların.

    Teodora   10 Temmuz 2008 21:48   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    İşler ayna...

    - İşler nasıl?

    - Allah bereket versin.

    - Sen demokratsın.

    *

    - İşler nasıl?

    - Kesat.

    - Sen Ergenekoncusun.

    *

    Henüz iddianameyi görmedik ama, sağolsunlar, AKP’ci gazeteler sayesinde bütün iddiaları görüyoruz... Bir tanesi şu: "Ekonomiyi kötüymüş gibi göstereceklerdi!"

    *

    Halbuki...

    *

    Dünyanın en yüksek faizini biz vermiyoruz. Dünyanın en pahalı benzinini biz kullanmıyoruz. Dünyanın en yüksek vergileri bizde değil... Elektriğe daha dün yüzde 22 zam gelmedi. Doğalgaz sudan ucuz... İthalatın i’si yok; iğneden ipliğe yerli malı kullanıyoruz. Cari açık kapandı. Kayıtdışı yok. İşsizlik yok; çalışmayan keyfinden çalışmıyor. Asgari ücretle kira öder gibi ev sahibi oluyorsun. Kiralar düştü zaten... İngiliz vatandaşı bakanımız söylemişti; öğretmen maaşları, aralarında İngiltere’nin de bulunduğu OECD ülkelerinden yüksek... Kişi başına düşen milli gelir, 10 bin dolar... Sen, yenge, 3 de çocuk, etti 50 bin dolar; hálá geçinemiyorsan, Allah’tan kork! Simit bile Simit "Sarayı"nda satılıyor; daha ne olsun? Dünyanın en yüksek kredi kartı faizi bizde değil... Kart borcu olan yok. Hiç kimse açlık sınırının altında değil. Yoksul yok. Çocuklar çöplükten pazar artıklarını toplamıyor. Zenginlikten tembelleştiler, kömür almaya bile gitmiyorlar, evlerine servis yapılıyor. Bankaları satmadık. Telefonları satmadık. Devletin borcu artmadı. Esnafın kulağından para fışkırıyor; protestolu senet azaldı, karşılıksız çek yok. Kepenk kapanmıyor. Habire fabrika açılıyor. AB’ye girdik. Dünya bize hayran. Çiftçiye haciz gelmiyor. Mazot bedava. Gübre hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Şımardılar, tarlalarını ekmiyorlar. Bi tek pirinçte katakulli oldu, onu da tahminim, Atatürkçü Düşünce Derneği stoklamıştır... Emekliler yiye yiye bitiremiyor paraları; tatile Şeyseller’e gidiyorlar. En son 20 lira zam aldılar, peder bana gemi aldı.

    *

    Neyini kötüymüş gibi gösterebilirler ki? Ya "kör" bunlar, ya nankör.

    Teodora   06 Temmuz 2008 16:17   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Girdi, çıkmaz...

    Haliyle herkes soruyor:

    "N'oluyor?"

    *

    Meşhur fıkradır...

    İki kafadar, iddiaya girer.

    Biri der ki:

    "Şu ampulü ağzıma sokarım."

    Öbürü der ki:

    "Sokamazsın."

    Sığardı, sığmazdı derken...

    Sokar.

    Ama küçük bir pürüz vardır...

    Çıkaramaz!

    Öbürü şaşırır, nasıl çıkaramaz?

    Başka bir ampul bulur...

    Kendi ağzına sokar.

    I-ıhh... O da çıkaramaz.

    Biri káğıt kalem bulur...

    "Hastaneye gidelim" yazar.

    Çıkarlar sokağa, atlarlar taksiye.

    Taksici bir de ne görsün, iki kişi, ağızlarında ampul... "Hayrola" der... Konuşamazlar. Kağıda yaza yaza anlatırlar dertlerini... Taksici gülmekten kırılır tabii.

    "Yahu arkadaşlar" der...

    "Çocuk musunuz Allah aşkına, insan böyle bir şeyi dener mi hiç?"

    Neyse...

    Bırakır ikisini hastaneye.

    Yoğun bakıma alınırlar.

    Tam acil müdahale başlarken...

    Taksici acil servise geri gelir...

    Ağzında ampul!

    Bulaşıcıdır çünkü...

    Görünce gülmekten altına işeyen taksici, "Acaba gerçekten çıkmaz mı?" diye düşünerek, ilk bakkala yanaşmıştır.

    *

    Kıssadan hisse...

    Söyledik size denemeyin diye.

    *

    Nasıl olsa denemesi bedava, deneriz, olmazsa çıkarırız zannettiniz, çıkmaz.

    Bu fıkra tam olarak böylemiydi..? Özdil nezaket kuralları içinde yazmış bence. Siz anladınız ama... Şemsiye nin hikayesi gibi...

    MCMLXXI   03 Temmuz 2008 10:03   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :deliCEM

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.