Atatürk’ü niye seviyoruz?
70 yıl geçmiş...
Anıtkabir full.
Dede-bebe.
Kadın-erkek.
Türbanlı-türbansız.
Zengin-fakir.
Türk, Kürt, Laz, Çerkez.
Niye?
*
9’u 5 geçe...
Türkiye esas duruşta.
Kasketli.
Piercingli.
Nasıl olabilir?
*
Ya Dolmabahçe?
Gidersin de...
Küllenmiş olması lazım.
Ağlamazsın.
Ağlıyor herkes.
*
10 Kasım’ı anlarım, 29 Ekim’i anlarım, tatildir, cumartesi pazarı da anlarım...
Mesela, perşembe günü insan niye Anıtkabir’e gider arkadaş? Salı?
Ankara’nın nüfusu 4 milyon...
Geçen sene 13 milyon kişi gelmiş!
*
Bağımsız ruh desen... Bağımsızlık sevdalısı olduğumuz söylenemez pek... Öyle olsa, Amerika’nın Avrupa’nın kucağına oturmaktan, IMF’den emir almaktan rahatsız olurduk, mandacıları baş tacı yapmazdık... Sorsan, Cumhuriyet’in anlamını bilenlerin oranı, üzücü çıkabilir. Say desen, çoğumuz devrimleri bile sayamaz. Egemenliğe baksan, kayıtsız şartsız milletin olmadığını hepimiz biliyoruz... Çanakkale zaten geçildi. İstanbul’un kurtuluşunu, Dokuz Eylül’ü fener alaylarıyla falan kutluyoruz ama, telefonu İngiliz’e, bankaları Yunan’a satmaktan gocunmuyoruz.
*
Peki, bunca karalamaya rağmen...
Niye seviyoruz O’nu bu kadar?
Niye unutmuyoruz?
Niye özlüyoruz?
*
Benim cevabım şu...
Bu milleti soymadı!
*
Ülkesini işgalden kurtaran, rejimini değiştiren, devrimler yapan lider, dünyada çok... Ama bu işleri yaptıktan sonra, milletini soymayan dünyadaki tek lider o...
Rakıyı filan anlatırlar, bunu anlatmazlar.
Mustafa’ya gittim...
Sarhoş.
Kafayı bulunca ağlayan...
Hoyrat.
Soğuk.
Kalpsiz.
Çevresine eziyet eden...
İtiraz edeni asan...
Arkadaşlarını satan...
Goygoycuların dolduruşuna gelen...
Milletten bihaber.
Hatta milleti küçümseyen...
Alay eden.
Hesabını kitabını bilmeyen...
Batı hayranı.
Sefa düşkünü.
O balo senin...
Bu balo benim, gezen.
Zampara.
Cephede bile karı-kız düşünen...
Savaşmadığı için sıkılan...
Ordu varken, çete kurmaya kalkan...
Devrimleri intikam için yapan...
Dinsiz.
Kendi heykellerini diktiren...
Megaloman.
Bencil.
Günde 3 paket sigara içen.
Usul usul intihar eden...
Psikolojik bunalımda...
Yalnız.
Çaresiz.
Basiretsiz.
Zavallı bir adam.
*
Mustafa’daki Mustafa bu.
*
Anafartalar 1 saniye.
İşgal 2 saniye.
Tası tarağı toplayıp kaçmak için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan... Sığır sürüsüyle düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri... Başkomutanlık meydan muharebesi desen... Taktiğini falan başkasından araklamış zaten.
*
Hak edilmiş bence Oscar...
En azından Nobel.
Ümük
"Her mahallede milyoner olacak!"
Böyle başladı kalkınma serüveni...
Çiklet bile bir milyon oldu.
İlk hayalimiz gerçekleşti!
*
"100 bin tank, 100 bin uçak üreteceğiz" dedi biri... Baktı ki, 100 bin uçak kolay ama, 100 bin pilot yok! Pes etmedi, Siyonistlere inat, "adil düzen"e geçeceğimizi söyledi. Bi alkış, bi tezahürat.
"Düzen" değişti.
"Düzülenler" pek beğendi.
*
Sonra?
Bako.
Kastelli.
"Bir koyup üç almak"tan bile söz edildi... Ne koyuyoz, ne alıyoz filan derken, rahmetli Sabancı bilançoyu vermişti:
"Aldığımız üçün biri!"
*
Derken...
"İki anahtar" dedi biri.
Çıktı salladı kürsüden...
Ev anahtarı, biri.
Otomobil anahtarı, diğeri.
Netice?
İki aNAHtar!
*
"Böyyük Türkiye"de öylesine bolluk dönemleri yaşandı ki, bir deri bir kemik millete pantolon bol gelmeye başladı... E hazır pantolonlar bollanmışken, daha fit görünürüz, "kemer sıkalım" dendi.
*
Gel zaman, git zaman...
Anadolu’da aslan kaplan...
Jet-Pa.
Yimpaş.
Kombassan.
Hamdolsun, Kazan-Kazan!
*
Ve, şimdi neyi tartışıyoruz kalkınma serüvenimizde? Ümüğümüzü sıktıracak mıyız, sıktırmayacak mıyız? Kemer kesmiyor artık çünkü... Sıra gırtlağa geldi.
*
Ha gayret ahali.
Kulağımızın arkasıdır...
Bi sonraki 29 Ekim’in vaadi!
bu adamın yazılarını sevıyorumm
Şehit dediğin parite midir?
"İki kapılı bir han" olarak tarif etmiş hayatı, Veysel... Yetişmek için menzile, gidiyoruz gündüz gece.
Kronometre tutsak...
600 bin saat falandır hayat.
"Yaş 35, yolun yarısı" denilen...
Alt tarafı 300 bin saat.
*
Yürekten baktığında bu kadar derin; rakamsal baktığında, bu kadar zavallı, bu kadar sefil bir süredir, hayat.
*
Mesela, önceki gün şehit olan 5 evladımızın adını aklında tutan var mı?
Aktütün Bayraktepe’de düşen 17 evladımızın nereli olduğunu hatırlayan?
5 ve 17’yi biliyoruz...
Ya gerisi?
*
24 senedir vuruyor PKK...
İlk baskında, Eruh’ta, "ilk şehit düşen" evladımızın kim olduğunu bilen?
*
Hadi bi soru daha...
Mahsum Korkmaz Akademisi?
Herkes bilir.
Bekaa’daki PKK kampının adı.
*
Kimdir Mahsum Korkmaz?
1984’te...
Eruh’ta, ilk baskını yapıp, ilk şehit düşen evladımızı, Süleyman Aydın’ı vuran.
*
Çünkü, yüce Türk basınının haysiyetli gazetecileri, fellik fellik koşmuş, Bekaa’da Mahsum Korkmaz Akademisi’nde röportajlar yapmış, tanıtmış, akılda kalmasını sağlamış, bebek katili Abdullah Öcalan’ı bile "sempatik" hale getirerek, ilk tohumları ekmişti bu ülkeye.
*
Bakın, önceki gün askerlerinin başında çatışma bölgesine inerken bir tuğgeneral yaralandı... Star Haber dışında bütün televizyonlar, Hürriyet dışında onlarca gazete yanlış tuğgeneralin ismini verdi...
Niye?
Çünkü, PKK elebaşlarının isimlerini manşet manşet vermekten, o bölgede vuruşan generallerimizle röportaj yapmaya vakitleri yok arkadaşların.
*
Alt tarafı 600 bin saattir hayat.
E merak ediyor insan...
Bu kadar sefilleşmenin álemi var mı?
YILMAZ ÖZDİL
budur :D
Bayram
Yıllardır kafa patlatıyordum...
"Niye bu kaos yaşanıyor" diye.
*
Tahminim, sizin evde de oluyordur; her ramazandan sonra bizim ailede tartışma çıkar... Ben bir türlü karar veremem, kurbanı mı kesecektik bu bayramda, yoksa yılbaşı ağacı mı dikecektik? Annem "Aşure ayıydı galiba" diye bastırır, babam "Hanım sen bunadın herhalde" diyerek, paskalya yumurtası boyar... Değerli eşim, "Hıdrellez" diye tutturur, çalı çırpı toplar ateşten atlayalım diye; kızım ise, illa ısrar eder, "Zafer Bayramı’dır, fener alayını görmeye gidelim..."
Bakın tam bu satırları yazıyordum, ağabeyim mesaj atmış, "Kabotaj bayramınız mübarek olsun" diyor.
*
İşin içinden çıkamıyorduk bi türlü.
*
Allah’tan Başbakanımız var...
"Ramazan Bayramı’dır bu" dedi.
*
Aşk olsun yani...
Madem Ramazan Bayramı’ydı bu, iktidarınızın ilk 5 yılında niye açıklamadınız da, perişan ettiniz milleti?
*
Üstelik öyle böyle değil.
Dört dörtlük bayrammış...
Gerçi ben Kurban Bayramı’nı dört günlük biliyordum ama, o kadar kusur ulemada bile olur artık.
*
Özetle...
Sakın bundan sonra "İktidar gerçekleri saklıyor" falan diye şikáyet etmeyin... Sayın Başbakanımız şeffaf bir şekilde çıkıp kamuoyunu bilgilendirmese, nereden öğrenecektiniz bu bayramın ne bayramı olduğunu?
Nijer, Cibuti, Eritre Burkina Faso fiso...
Avrupa Birliği'ne girdik diye havai fişek fırlatırken, kendimizi bir anda Arap Birliği'nde bulmuştuk... Şimdi de Afrika Birliği'ne ev sahipliği yaptık.
*
AB olsun, çamurdan olsun be!
*
Neyse...
50 tane Afrikalı geldi.
Aslında 53 tane bunlar...
3'ü mazeret bildirdi, gelmedi.
Lesoto.
Svaziland.
Mozambik.
Sordurdum...
Tarzan'la Ceyn de gelmemiş.
Çita'nın nişanı varmış.
Pigmelerin okulları açıldığı için
Kızılmaske de gelememiş.
*
Matrağı bırakırsak, soru şudur:
"Niye ağırladık bu arkadaşları?"
*
Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi Üyesi olmak istiyoruz;
bize oy versinler diye.
*
Son 20 günde...
İstanbul'da bomba patladı; 18 kişi öldü. Küçükçekmece'de kamyon kasasında havasızlıktan boğulmuş 14 mülteci cesedi bulundu. Konya'da kaçak Kuran kursu çöktü, 18 çocuk öldü. Antalya'da ormanlar yandı, 2 ölü... Ankara'da 49 bebe öldü, kolide verdiler. İzmir'de kadıncağız kataraktını alsınlar diye yattı, rahmini aldılar. Sakarya'da kene, 1 ölü. Ordu'da kene, 1 ölü. Sivas'ta gene kene, 2 ölü. Kilis'te cinnet, 6 ölü. Antalya'da köpük partisi, 3 ölü.
Sivas'ta taradılar, 1 şehit.
Hakkári'de mayın, 1 şehit.
Şırnak'ta pusu, 5 şehit.
Muş'ta karakol bastılar, 1 şehit.
Elazığ'da vurdular, 1 şehit.
Erzincan mayın, 9 şehit.
Şemdinli mayın, 1 şehit.
Şırnak mayın, 1 şehit.
Karacaahmet'ten Selimiye'ye havan fırlattılar. Boru hattını havaya uçurdular. Daha dün Mersin'de canlı bomba patladı, 1 ölü, 12 yaralı... Amasya'da trafik kazası, 5 ölü. Ankara'da aşırı hız, 4 ölü. Malatya'da düğün minibüsü takla attı, 9 ölü. Mersin'de traktör uçtu, 3 ölü. İzmir'de sarhoş şoför, 5 ölü... Tuzla'da işçileri filikaya doldurup, tankerden attılar; 3 ölü.
*
20 günde... Ne etti?
164 ölü.
*
Neye talibiz?
Dünyanın güvenliğine!
*
Gülmekten ölücem... 165 olacak.
Yılmaz Özdil'i okuyunuz, okutunuz...
dogru düzgün yazar bu iste
Zahmet olacak ama ara sıra teröristlerin telefonlarını da dinleyin
"150’şer kişilik, 40 ekip kuruldu.
Eşzamanlı baskınlar yapıldı."
Ergenekon operasyonunu böyle duyurmuştu devletin haber ajansı...
"150’şer kişilik, 40 ekip."
*
Evinde pijama-terlik oturan emekli generalleri yakalamak için "6 bin polis"i seferber edersen, bırak vatandaşları, polisi korumak için bile polis kalmıyor maalesef.
*
Hangi gazetecinin telefonda kiminle konuştuğunu, kiminle hatıra fotoğrafı çektirdiğini biliyorsun, dinliyorsun, izliyorsun... Adam elinde pompalı tüfekle burnunun dibine gelmiş, haberin yok.
*
Eminim, polislerimizi şehit edenleri, "Mustafa Balbay’ın tetikçileri" ilan edecektir yalaka gazeteler...
Biz gene de hatırlatalım:
Neve Şalom, Beth Israel.
Sadece 5 gün sonra...
HSBC, İngiliz Konsolosluğu.
Ya, Cumhuriyet Gazetesi?
6 günde 3 defa bombalandı.
Atıp, kaçtılar.
Atıp, kaçtılar.
Atıp, kaçtılar.
Kaçanlardan biri, gitti...
Danıştay’ı bastı.
Sonra, Hrant.
Şimdi, bu.
*
Vali, hep aynı vali.
Polis şefi, hep aynı polis şefi.
*
Türkiye’yi ve dünyayı ayağa kaldıran korkunç olaylar yaşanıyor bu şehirde... Belli ki, ağır istihbarat zafiyeti var, konsantrasyon bozukluğu var. Ama bakıyorsun... Havaalanında esas duruşta bakan karşılamaktan, gazetecileri dinlemekten, emekli generalleri o cezaevinden bu cezaevine taşımaktan, Sinan Aygün’ün eurolarını saymaktan, milletin gözüne biber gazı sıkıp, hastaneye gaz bombası atmaktan, tribüne kurulup maç seyretmekten, teröristleri takip etmeye vakitleri yok arkadaşların.
İşler ayna...
- İşler nasıl?
- Allah bereket versin.
- Sen demokratsın.
*
- İşler nasıl?
- Kesat.
- Sen Ergenekoncusun.
*
Henüz iddianameyi görmedik ama, sağolsunlar, AKP’ci gazeteler sayesinde bütün iddiaları görüyoruz... Bir tanesi şu: "Ekonomiyi kötüymüş gibi göstereceklerdi!"
*
Halbuki...
*
Dünyanın en yüksek faizini biz vermiyoruz. Dünyanın en pahalı benzinini biz kullanmıyoruz. Dünyanın en yüksek vergileri bizde değil... Elektriğe daha dün yüzde 22 zam gelmedi. Doğalgaz sudan ucuz... İthalatın i’si yok; iğneden ipliğe yerli malı kullanıyoruz. Cari açık kapandı. Kayıtdışı yok. İşsizlik yok; çalışmayan keyfinden çalışmıyor. Asgari ücretle kira öder gibi ev sahibi oluyorsun. Kiralar düştü zaten... İngiliz vatandaşı bakanımız söylemişti; öğretmen maaşları, aralarında İngiltere’nin de bulunduğu OECD ülkelerinden yüksek... Kişi başına düşen milli gelir, 10 bin dolar... Sen, yenge, 3 de çocuk, etti 50 bin dolar; hálá geçinemiyorsan, Allah’tan kork! Simit bile Simit "Sarayı"nda satılıyor; daha ne olsun? Dünyanın en yüksek kredi kartı faizi bizde değil... Kart borcu olan yok. Hiç kimse açlık sınırının altında değil. Yoksul yok. Çocuklar çöplükten pazar artıklarını toplamıyor. Zenginlikten tembelleştiler, kömür almaya bile gitmiyorlar, evlerine servis yapılıyor. Bankaları satmadık. Telefonları satmadık. Devletin borcu artmadı. Esnafın kulağından para fışkırıyor; protestolu senet azaldı, karşılıksız çek yok. Kepenk kapanmıyor. Habire fabrika açılıyor. AB’ye girdik. Dünya bize hayran. Çiftçiye haciz gelmiyor. Mazot bedava. Gübre hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Şımardılar, tarlalarını ekmiyorlar. Bi tek pirinçte katakulli oldu, onu da tahminim, Atatürkçü Düşünce Derneği stoklamıştır... Emekliler yiye yiye bitiremiyor paraları; tatile Şeyseller’e gidiyorlar. En son 20 lira zam aldılar, peder bana gemi aldı.
*
Neyini kötüymüş gibi gösterebilirler ki? Ya "kör" bunlar, ya nankör.
Girdi, çıkmaz...
Haliyle herkes soruyor:
"N'oluyor?"
*
Meşhur fıkradır...
İki kafadar, iddiaya girer.
Biri der ki:
"Şu ampulü ağzıma sokarım."
Öbürü der ki:
"Sokamazsın."
Sığardı, sığmazdı derken...
Sokar.
Ama küçük bir pürüz vardır...
Çıkaramaz!
Öbürü şaşırır, nasıl çıkaramaz?
Başka bir ampul bulur...
Kendi ağzına sokar.
I-ıhh... O da çıkaramaz.
Biri káğıt kalem bulur...
"Hastaneye gidelim" yazar.
Çıkarlar sokağa, atlarlar taksiye.
Taksici bir de ne görsün, iki kişi, ağızlarında ampul... "Hayrola" der... Konuşamazlar. Kağıda yaza yaza anlatırlar dertlerini... Taksici gülmekten kırılır tabii.
"Yahu arkadaşlar" der...
"Çocuk musunuz Allah aşkına, insan böyle bir şeyi dener mi hiç?"
Neyse...
Bırakır ikisini hastaneye.
Yoğun bakıma alınırlar.
Tam acil müdahale başlarken...
Taksici acil servise geri gelir...
Ağzında ampul!
Bulaşıcıdır çünkü...
Görünce gülmekten altına işeyen taksici, "Acaba gerçekten çıkmaz mı?" diye düşünerek, ilk bakkala yanaşmıştır.
*
Kıssadan hisse...
Söyledik size denemeyin diye.
*
Nasıl olsa denemesi bedava, deneriz, olmazsa çıkarırız zannettiniz, çıkmaz.
Bu fıkra tam olarak böylemiydi..? Özdil nezaket kuralları içinde yazmış bence. Siz anladınız ama... Şemsiye nin hikayesi gibi...
Euro 2008
Takunyaspor: İman gücüyle oynayıp, geçen sezonu şampiyon bitirdi. Rakipler duran toplara bile vuramadığı için liderliğini koruyordu. Tam kupayı kaldırmaya hazırlanırken, Yargıspor’dan Abdurrahman’ın uzatmada attığı rövaşata golüyle şoke oldular... Santrfor Takoz Recep çılgına döndü, hakemlere saldırdı. 100 bin maç saha kapatma cezası yemeleri bekleniyor. Kulüp kapatılırsa, Takkespor’a transfer olacaklar.
*
Liboşspor: Forma aşkı sıfır... Zaten forma renkleri de yok. Bonservisleri Sorosspor’da... Bu sezon Takunyaspor’da kiralık oynuyorlar. Daha önce Kıratgücü’nde ve Papatyagençlik’te ter dökmüşlerdi. Yabancı pasaport taşımalarına rağmen yabancı kontenjanından sayılmıyorlar; ancak, kendi kalelerine gol atmaktan adeta zevk aldıkları için milli takıma alınmıyorlar.
*
Hizipspor: Ver topu bunlara, 24 saat pas yapsınlar, kafasında sektiren mi ararsın, kendi kendine çalım atan mı... Gene de bitirici vuruşu yapamazlar. Herkes kendi ortasına kendisi vurmak istediği için, ceza sahasına girince birbirleriyle kavga ederler, küserler, kimi maçı terk eder, kimi topu alır gider. Yanlışlıkla gol bile atsalar, bu sefer hakeme itiraz ederler, "ofsayttı, görmedin" derler. Her maçtan sonra "yenildik ama ezilmedik" derler. Geçenlerde bir tanesi soyunma odasında "no"ya basacağına "yes"e bastı, taktiği bütün rakipler duydu. Telefonu UEFA’ya şikáyet ettiler, UEFA’yı FIFA’ya şikáyet ettiler, FIFA’yı da taraftara şikáyet ettiler. Taraftar kulübü yakmaya kalkınca, taraftarı da UEFA’ya şikáyet ettiler.
*
Kımızspor: Sert futbol oynayan bir takım; dan dun... Desteklemeyeni dövüyorlar. Teknik direktörü kapalı kutu... Sezon öncesi ip atlayarak formda olduğunu göstermiş, tribünleri doldurmuştu. Ancak, kendi takımına taktik vereceğine, "şöyle oynayın, böyle oynayın" diye, devamlı Takunyaspor’a taktik veriyor. Bu nedenle Takunyaspor’la şike yaptığından şüpheleniliyor. Bu şüpheyi dile getireni de dövüyorlar. Şampiyonluk için, Yargıspor-Takunyaspor ve Postalspor-PKK İTmanyurdu derbilerinin sonucunu bekliyor.
*
Garibanspor: Gelen takıyor, giden takıyor. Folluk oldu. Stadı satıldı. Kramponlarına bile haciz geldi. Tekmeye kafa uzattığı için, beyin sarsıntısı geçirdi, durumu kavrayamıyor. Bu akşam maçı var gene... Umutlu hálá... Avrupa Kupaları’na katılacağını sanıyor.
Takımın omurgası
Portekiz maçı, dakika 90.
"Fatih Terim’le olmuyor."
"Kötü takımız."
"Tarihi hezimeti şans önledi."
"Rezalet."
"Direkler bile daha iyi oynadı."
*
İsviçre maçı, dakika 32.
"Terim hata üstüne hata yapıyor."
"Kadro seçimi yanlış."
"Ruh yok."
İsviçre maçı, dakika 90.
"Fatih’in aslanları."
"Ders verdik, ders..."
"Bu takıma güvenmeyen utansın!"
*
Çek maçı, dakika 34.
"Terim’in kaprisleri bıktırdı."
"Sıklet farkı var."
"Kondisyonumuz yetmiyor."
Çek maçı, dakika 62.
"Terim analiz yapamıyor."
"Hayalle yaşamanın sonu."
"Boyumuzun ölçüsünü aldık."
Çek maçı, dakika 90.
"Destan."
"Tarih yazdık."
"Viyana’ya dayandık!"
"Terim oyunu çok iyi okudu."
"Bu gurur hepimizin."
"İnanmayan utansın."
*
22 Temmuz, dakika 1.
"Muhteşem hükümet."
"İstikrarın zaferi."
"Bu şarkı bitmez."
Gafilcan...
Ali Babacan haklı.
Bu ülkede Müslümanlar sıkıntıda.
*
Mesela, türban takmıyorsan, seni Müslüman’dan saymıyorlar...
Daha nasıl sıkıntı olsun?
*
Yalan söylüyor musun? Hayır.
Rüşvet alıyor musun? Hayır.
Ahalinin kıçında don yokken, sen parmağına kuru soğan büyüklüğünde, 70 milyar liralık yüzük takıyor musun? Hayır.
Vatanı sattın mı? Hayır.
Bırak şimdi bunları...
- Türban var mı, türban?
- Yok.
- Olmadı ki...
*
Normal insan evladı gibi flört edersen, bu ülkenin Diyanet’i seni "zina" yapmakla suçluyor... Ama, "dindarım" ayaklarıyla, 9 yaşındaki kızı koynuna alırsan, çıt çıkarmıyor! Üç eşin, dört eşin varsa, normal... Tek eşin varsa, "kerhaneci" diyorlar... "Dini nikáh"ımızı "prezervatif" haline getirdiler... Takıyorsun, her türlü rezilliği yapabilme özgürlüğüne kavuşuyorsun!
*
"Ruhban sınıfı yok" diye gurur duyardık... İmam olmayana su yok! Takkeli, takunyalı cahil cühelanın "kanaat önderi" diye, eli ayağı öpülüyor. Camilere tezgáh açıp, "zihin makinesi icat ettik" diye para tokatlıyorlar. Devleti yönetenler, "Davul Tozu Minare Gölgesi Holding"lerin açılışlarını yapıyor. "Faiz haram"sa... Dünyanın en yüksek faizi nerede?
*
Ali Babacan haklı.
"Samimi" Müslümansan eğer, şu anda dünyada dinimiz adına daha büyük sıkıntının yaşandığı bir ülke yok.
First Lady...
Halı.
Koltuk.
Avize.
Sehpa.
Vazo.
Biblo.
Tablo.
Gümüş.
Porselen.
*
Nedir bunlar?
"Hayrünnisa Gül’ün Dolmabahçe Sarayı’ndan istediği eşyalar" diyenler, yanıldı...
Semra Sezer’e "hediye edilen" ve Semra Sezer’in evine götürmektense, Çankaya Köşkü’ne bıraktığı eşyalar...
1.243 parça.
*
Halı.
Koltuk.
Avize.
Sehpa.
Vazo.
Biblo.
Tablo.
Gümüş.
Porselen.
İşte bunlar, Hayrünnisa Gül’e "hediye edilmeyen" ama, Hayrünnisa Gül’ün Dolmabahçe Sarayı’ndan istediği eşyalar...
35 parça.
*
Aslına bakarsanız, Kaşıkçı Elması’nı istemediğine şükredin...
Çünkü, prensip olarak, Topkapı Sarayı’ndaki Kaşıkçı Elması ile Dolmabahçe Sarayı’ndaki ibrik arasında bir fark yok...
İkisi de müze eseri olduğuna göre, ikisi de satılamaz, dolayısıyla fiyatı yok, farkı da yok.
*
Bakın "fark" dedim, aklıma geldi.
*
46 trilyon lira nedir?
Ahmet Necdet Sezer’in 7 yıllık görev süresi boyunca harcamak yerine, tasarruf edip, Maliye Bakanlığı’na iade ettiği para.
*
30 trilyon lira nedir?
Abdullah Gül’ün, henüz 1 yılını bile doldurmadan, Çankaya Köşkü’nde tadilat için Maliye Bakanlığı’ndan aldığı para.
bugünkü yazısı mükemmel )
Nobel alır...
Doğada bulunmayan ve ışığın ters yönde kırılmasını sağlayan "meta malzeme"yi üreterek, cep telefonu, bilgisayar çipleri ve mikroskopların etkinliğinin artırılmasına katkı sağladığı için, Londra’daki Kraliyet Bilim Topluluğu’nda düzenlenen törenle Descartes Ödülü’nü alan tek Türk, saygın Fizik Profesörü Ekmel Özbay’ın danışmanlığında, TÜBİTAK tarafından desteklenen Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’nde, Avrupa Birliği Çerçeve Programı kapsamında çalışmalarını sürdüren Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü doktora öğrencisi Bayram Tütün’ün, organik kimya ve sentetik polimerler kullanarak ürettiği organik lazer teknolojisiyle, yara iyileştirme, böbrek taşı tedavisi, göz ve diş hekimliği teşhislerindeki yüksek çözünürlüklü projeksiyon ve hologram ekranlarına sahip görüntüleme cihazlarını, milyonlarca renk, yüksek kalite ve çok daha ucuza elde edilebilir hale getirip, dünya yeni nesil optoelektronik teknolojisinde çığır açtığı gün... Sağlık Bakanı, "keneye karşı pantolon paçalarını çorabın içine sokun, ishal olanlar da, ellerini sabunlasın" dedi.
*
Daha fazla devam edemeyeceğim.
Kene
1944'te Kırım'da görülmüş ilk.
1956'da Kongo'da.
2008... Türkiye'de!
*
Hálá "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı" diyorlar... Halbuki, resmen, "Türkiye Kanamalı Ateşi Hastalığı..." Çünkü, Kırım'da ve Kongo'da görülmüyor artık.
*
2005, 13 ölü.
2006, 27 ölü.
2007, 33 ölü.
Bu sene, bismillah, 9...
Şimdilik!
Kışa kadar 40'ı rahat geçer.
*
Radyasyon oluyor...
Ticaret Bakanı, sorun olmadığını göstermek için, kameralar önünde imrendire imrendire çay içiyor.
Kuş gribi oluyor...
Başbakan, sorun olmadığını göstermek için, kameralar önünde tavuk yiyor.
Ahali ishal oluyor...
Belediye başkanı, sorun olmadığını göstermek için, kameralar önünde çeşmeden doldurup doldurup su içiyor.
*
Kene var.
Çıt yok.
*
Şimdi ben vatandaş olarak, Sağlık Bakanı'nın koluna kene yapıştırıp basın toplantısı düzenlemesini bekliyorum...
Sorun var mı, yok mu?
O zaman inanacağım.
Tarım Bakanı'na da razıyım.
Disk’alifiye!
"Türbana özgürlük" deseydin...
Taksim’e çıkabilirdin.
"Tekbiiiir" deseydin...
Olurdu.
*
"Hepimiz Ermeniyiz" de birader...
"Biji" de.
*
Sen kalktın "emek memek" dedin.
Yok öyle!
Adam 1 mayısla ilgili bunu yazmış.Gerizekalının önde gideni işte, orta sınıflar hadi bakalım bu salağın yazılarını birbirinize gösterin.
AKSARAY
Baba tarafından Aksaraylıyım.
İstanbul Aksaray değil...
Plakası olan.
Orijinal Aksaray.
*
Haliyle, telefon üstüne telefon geliyor baba ocağından: "Yeğenim, memleket hastanelik oldu, zahmet edip tek satır yazmıyorsun, ayıptır!"
Yazayım...
*
Binlerce kişi hastanede orada.
İshalden.
Belli ki, suya kanalizasyon karıştı.
*
Belediye "spekülasyon" diyor.
Valilik psikolojik olduğunu söylüyor.
Sağlık Müdürü "grip" teşhisi koydu!
*
Bakıyorum, belediye seçiminin sonuçlarına... "Ak"saray yüzde 44 oy vermiş "Ak" Parti'ye... Genel seçimin sonuçlarına bakıyorum... "Ak"saray yüzde 64 oy vermiş "Ak" Parti'ye...
*
Pancarı geberttiler.
Haciz yağıyor...
Gübreye bindi.
Mazota bindi.
Tarlalar sürülemiyor.
İzlenen IMF politikalarının en büyük mağdurlarından biridir, Aksaray.
*
Ama önce yüzde 44 oy verdiler, sonra, izlenen politikaları o kadar beğendiler ki, verdikleri oyu yüzde 64'e çıkardılar...
Şimdi, hastanede ağlıyorlar.
*
Dolayısıyla, teşhisim şu:
"İdrak" yolları enfeksiyonu olabilir!
Bi de ona baktırın.