1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

yılmaz odabaşı ile ilgiliyim diyenler

toplam 74 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


yılmaz odabaşı hakkında yılmaz odabaşı

~63 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    (Yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var; kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Bu yüzden birileri hep ısınıp dururken dinmez üşümelerin...)

    Ben de benim olmayan şeylerle varım; benim olan zaten benimse, olmayan şeylerle... Varsam, buradaysam belki de onlar için... yüzün için belki de, yüzün nerede?
    Birbirini tekrarlayan günlerin yaslı boğuntusunda nedir aradıkları insanların? Bu koşuşturmada, bin telaşla… Herkes birileriyle bir mutluluk düşü kuruyor; o düşle ıslanıyor, o düşle uyuyup uyanıyorlar; sonra düşleri de yakıyor günler.Bu kez yeni bir düş daha kuruyorlar; sonra bir daha, bir daha! Bütün düşleri yakıyor günler...Yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar...
    İşte her düşün peşine bir şarkıyı takıyorlar. düş gidiyor, peşisıra şarkı da. Birden paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin. Her düşle bir şarkıyı yakıyorlar... Şarkılar yakıyorlar, şarkılar onları yakıyor sonra...

    anlamsiz   26 Eylül 2008 00:09   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli tortusunu bırakırken ömrümüze; günler, düşlerimize, özlemlerimize... uzaklığın şakağında kaç namlu kim bilir, yakın olmasın diye.
    sonra biz burda uçurumlara teslim gençliğimizle...

    pulkedisi   21 Eylül 2008 02:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı
    ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı...

    pulkedisi   21 Eylül 2008 02:11   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ahmed arif yaşadı ve öldü. iki kitap yayınladı. öldü ama BİTMEDİ..bugün şiir okunan her yerde onun da bir şiiri mutlaka gelir akla.. yılmaz odabaşı 6 yıldır kitap yayınlamamış.. keyfi bilir.. zira feride onun evrene bıraktığı bir izdir ve kendi istese bile hiç bitmeyecektir.. üstad "soluğum oldukça sizi selamlayabilirim" diyor.. ben diyorum ki; soluğun olmasa da bizleri ve sonraki kuşakları selamlayabilirsin üstad.. yunus gibi "biz dünyadan gider olduk/kalanlara selam olsun" diye..

    delihaham   21 Eylül 2008 00:41   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    yahu ne oldu bilmiyorum
    olmadı bu adamın işi.
    aslında çok umut vaadediyordu.
    beslendiği damar hakkaten etkileyiciydi.
    sonra olmadı yaw.
    roman işini de çok beceremedi.

    hayırlısı.
    güvercinli evi, mutluluk versin ona.

    ekimm   12 Eylül 2008 20:35   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yok eden bir hançer bu gülüm
    ucunda gül aranmaz ki
    ben kalkmış yürürken upuzun
    arkamdan vurulmaz ki

    bu cellatların raksettiği bir ölüm gülüm
    doğurmayı bilmeyen tek şeydir ölüm
    böyle ölüm böyle uyak olmaz ki...

    çok sevdiğim bir şair, yazardır.

    melomania   10 Eylül 2008 12:03   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    lioprse   14 Temmuz 2008 01:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kralına taş çıkartacak bir objektifliğe sahip.. şahsi kanaatim..

    plaseus   27 Haziran 2008 20:53   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    herkes yaşamakla suçlu,
    aşkıyla hükümlüdür;
    ve herkes doğarken ölümlüdür...

    Herkes Ölür Ölümünü

    armanus   20 Haziran 2008 01:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kendin ol
    kendin ol
    sen buysan başkası ol!

    buysan kederden öleceğim
    başkası olursan da kimi seveceğim ?

    Fasliyev   17 Haziran 2008 04:54   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    bir kent...

    kaldırımlarıyla sarmaş dolaş gecelerinde on binlerce yüreği o yalnızlıklara teslim alan kent! koca kent! karbon monoksit fonlarda otobüs kuyruklarına savrulan nice heder ömrün büyük susuşlara, müsvedde insanlıklara taşındığı... farkında değildin! farkında değildi belki çoğulluğunuz: boğulmuştunuz, boğuluyordunuz! köşe başlarında çeyrek biletlerle pek de ucuzlamış umutların korunduğu kent; varsıllıklardaki yoksullukların, ağrılı yalnızlıkların, tutmamak için verilen sözlerin terk edilmek üzere sevilen kızların kenti... yirmi dört saatlik dostluklar, ego mastürbasyonları ve hep hüzün taşıyan vapurlar... o vapurlara ben binmedim, binmedim: binseydim batardılar! o kent! aşklarına ihbarcılar tüneyen... kayıp kimliklerin, “kimse?” lerin... hani hiçbir taşıtında yerimin tam olmadığı ve hiçbir kadınını öpmediğim yağmurlarında..kalsam... bir kalsam o yağmurlara bir saçağın bile payıma düşmediği ıslaklığın kenti... sonra kendine vurgun o deniz ve çarparken sanki tükürmesi avurtlarıma imbat rüzgarlarının; buğulu bir camımın bile olmadığı ve çalmadan girebileceğim bir ev kapısının... çünkü herkesin bir kenti vardır; herkesin bir adı gibi bir kenti... o kent! vuran ve vuran... bana bir başıma bağırmayı susturan... katıp önüne o kaypak rüzgarlarla sesimi, sesimi rehin alan! sonra bağırıp bütün varoşlarında yakasını ellerimle tuttuğum, vuruştuğum ve yenik düştüğüm. ama öğrendim ki kentler yenik düşmezmiş insanlara. geç anladım; önce vuruştum ve yenildim sonra ... o kent! herkesin kendini, ısrarla hep kendini yaşadığı, sonra kendine kaldığı ve herkesin giderek kendinden kaçtığı... meydanında göğüne buğulu gözlerimle bir dize yazarak bırakıp kaçtığım kent! aramasınlar! o dizeyi ancak ben bulabilirim orada. o kent, bir dizeye sığmıştır anılarımda... hala menekşe gözlü kadınları vardır o kentin; türküleri, bayrakları, bayram yerleri, resmi törenlerle kutlanan kurtuluş günleri ve daha kurtulamayış günleri! törenlerle yeni baştan, yeni baştan kurtarılıp da, insanlarının yeni baştan kurtarılamadığı sabahları hani ıhlamur ve tarçın kokan... geniş çarşıları, düşleri anadolu kokan konsomatrisleri ve ışıklı panolarla kuşatılmış ne azgın, ne tutsak geceleri... (herkesin bir kenti vardır... bir insanı sevmek gibidir bir kenti sevmek; tanınmayan insan, gidilmeyen kent sevilebilir mi?) herkesin bir kenti vardır; ya senin kentin? hani sokaklarında bir misket için debelendiğin... yokuşlarında kiralık bisikletlerin direksiyonunu bırakıp kendini ana caddelerine delice saldığın kent. hani ilk sevgilinin, o liselinin küçük göğüslerine ve iri düşlerine dokunarak uyumaya çalıştığı gecelerde sana semalarda gülümsediği o günlerin kenti... ilk kez traş olduğun, ilk kez yendiğin ya da yenildiğin... sonra ter içinde yüreğinle yaşamla kavga! kavga: peşinde koştuğu ekmeği büyüdükçe kendisi küçülen insanlar arasında... ve ilk sinema geceleri... sevgiliye dehşetle mırıldanılan acemi aşk sözleri... ilk sarhoşluk, ilk korkular, yanılgılar ve ilk sigara... bir gün ölümle ilk tanışma:0.2’de gözlerin bağlı ilk alınışın; ilk sorgu, ilk çarmıh, ilk çığlık ve ilk duruşma... tutuklu hüznüne ilk kez patlayan bir flaşın gözlerini kamaştırmasını büsbütün unuttuğunda, bir gazetede gözlerin kapalı çıkan ilk resmin... ilk görüşme, ilk volta, ilk özlemler buram buram ve boğulurcasına... sonrası nakarat; biliyorsun şimdi her şey nakarat! ikinci, üçüncü aşklar, gözaltılar, yalnızlıklar, yanılgılar vs. ama “ilk”ler o kenttedir ve hiçbir güç bu doğruyu değiştiremez... çünkü herkesin bir kenti vardır; herkesin bir adı gibi bir kenti...

    bir sevda

    önceleri saray palas(!) otelinin ağır açılan kapısından girip saklı boğuntularımı hapsettiğim odanın kenti; senin kentin! oda no’su: 305! 305 no’lu odanın kenti ve yüzünün sahibi senin... siluetini duvarlarına düşürdüğüm: 305! sabahları üç beş sandalyeli otel lobisinde bir çay, bir cıgara içimi konuk yüzün... sonra mesai çıkışlarıyla eve dönüş saatlerine kıstırılmış akşam merhabaları ve o çıplak, o deli sevda! sonra o kente yeniden konuk geldim; akşamdı ve haziran. bir kaçak gibi geldim, bekledim... geldiğinde o kent kadar üşüyordu ellerin; ellerimi sana verdim; al dedim: -eti benim, ılıklığı senin sevgilim... sonra düşmanlarımı anlattım sana; iz sürenleri gösterdim ardımda... dedim çarmıhlar kuruludur hep benim aşklarıma; dedim yok bir şeyim, bir şeylerim sevdadan başka... o kente konuk geldim; akşamdı ve haziran. seni tepeden tırnağa sevdim... sen, o kent kokuyordun; dudaklarında o denizlerin tuzu, saçlarında bulut katarları o kentin. saçların sarı mıydı? sarıydı... her telinde o kentin baharları. o kaypak baharları... yüzüme bir yer açtın yüzünde sen de; önce kokunu ezberledim, sonra susuşlarını, duruşlarını bir bir... yürüdük o kentin bütün rüzgarlarına, bütün mezarlarına, ağrılarına, puştluklarına karşı...ne iri bir aşktım: gözlerin nereye ben oraya kadar aşk! gözlerin o kentteydi senin; büyüktü o kent ve büyük aşk!(üstüme üstüme geliyordu senin kentin; ama sana korkusuzdum, sana ateş, sana kül sana bela! sana korkusuzluğumla ben o korkuyu yendim ve o kente konuk geldim...)

    ve veda

    usulca ihanetlere açılıyordu pencerelerin; belki yeni sesler, yeni sözler, yeni aşklar çağırıyordu seni, gitmeliydin... ben gittim! mağlup bir sevgi ve bir matem bıraktım o kentte; ellerim uzaklarda kaldı, ya ellerin? sen kıyısız bir ihanettin; belki de özetiydin bütün ihanetlerin... orada bakmıştım ya o kuyruklara; o bezgin, ürkek, üşümüş kalabalıklara, bakmıştım da, kendimi gösterip: -bu adamı bırakmam, demiştim bu kuyruklara! alıp kaçırdım bendeki adamı sonra. belki kısa mesafelerin feodal yürüyüşçüsüydüm; sığmadım, sığmazdım o kuyruklara... giderken sevginin sol bileğinden kan sızlıyordu ve kalbimde kan bulaşığı bir güz; kalbimde sanki fırtınada yapraklar... sanıktın... bir sevgiyi ağır yaralamıştın! infazın o eylül ayına gömüldü ve anılara... ihanet: 1, sevgi: 0, yer o kent... sevgi mağlup geldi! o hep kazanırdı oysa. sonrası ne yazılır ne anlatılır bir şey... ne yazılır ne anlatılır... ne yazılır ne anlatılır?

    infazı o eylül ayına ve anılara... daha her yıl eylül’ün avuçlarını her açışımda o aşkın enkazı duruyordu; ateşti, ateşti sevginin göklerinde, küller ise susuyordu... onun denizlerinde bir adam, usulca çekiyordu ağlarını sulardan, genç bir çift konak’ta öpüşüyordu; yaşlı fahişeler geçiyordu alsancaktan, kordon’dan filan; o kadın anılarda sapsarı gülüyordu... sevginin bileklerinden kan sızıyordu... artık yolları uzaktır o kentin; aramızda bin kilometre yol, nice sıradağ durur ve unutulmuş gibi susan ihanetler anılarda vurulur, vurulur! o kenti onunla birlikte yeniden sevmek, artık ölmekten zordur; o, kendi şafağını kirletmiş bir ufuktur... öyle günler vardır ki ömürlerimizde, bir şey ansızın başlar ve başlatmak düşer insana; bitince simsiyah bir nokta ayak uçlarına... işte bir kentti ve bir sevda! özlemi yitik, cürümüş enkaz; dağıtır rengini yalnızlıklara... bir kentti ve bir sevda: önce ağrılar şimdi de anılarda... bir kent, gidince ve bir sevda, ayrılınca biter mi? bir kent bitse bile, bir sevda bitse bile, o kente ve o sevdaya gitmiş olmak bitmez ki! bir sevdanın son sözlerini yazdım şimdi ben ona ve giderek küllenen bir aşkın son direncini... noktalama imleriyle sürüp giden bir oyuna benziyor yaşam; noktalı virgüllerle, soru imleriyle sürüp gideni ya da bir ünlemle, bir noktayla ansızın biteni yaşıyor insan. çok şey başlar çok şey biter... bitmeyen anılardır. anılar bitmeyi bilmezler ve bir uğultu gibi savrulurlar yüreklerde, dinmezler... bir sevdanın son sözlerini yazdım şimdi.. sen ona ve anılarla tütsülenen bir aşkın son direncini... ’artık kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla; yürü, arkana bakma, ama umursa; bazen anılara en çok yakışan elbise, birkaç damla gözyaşıdır unutma...’

    Romantic Voyager   17 Haziran 2008 00:29   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    BİR NEHRİN TÜKENİŞİ

    hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
    seni soruyorum
    hiçbir şey bilmiyorsun

    hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
    sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...

    tükenişi bir aşkın
    bir nehrin tükenişine benzer
    ne deniz olabildin
    ne nehir kalabildin...

    kendin ol
    kendin ol
    sen buysan başkası ol!

    buysan kederden öleceğim
    başkası olursan da kimi seveceğim?

    /ne diyarbakır anladı beni ne de sen
    oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../

    YILMAZ ODABAŞI

    kinyass   24 Mayıs 2008 20:08   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    herkesin bir feride'si vardır ben bilmez miyim
    herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
    herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim
    bir de kimsesizliği...

    lioprse   04 Mayıs 2008 01:54   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ne gül,

    ne yarın!

    Gül, küle karılmış günlerin tortusunda.

    Yarın, vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda.

    Sakla yamalarını kalbim...

    İnsanlar büyüdükçe günler kısalırlar;

    günlerimiz gibi aşklarımız da

    yittikleri duraklarda kalırlar.

    Sakla yamalarını kalbim...

    Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.

    Yürü, arkana bakma, ama umursa.

    B a z e n a n ı l a r a e n ç o k y a k ı ş a n e l b i s e

    b i r k a ç d a m l a g ö z y a ş ı d ı r u n u t m a

    farqin   12 Şubat 2008 19:41   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hayat bizim için her zaman düşlerimizin gerisinde ki kırıntılardır..
    seviyorum bu adamı sevmemek de elden değil; aşka, hayata, aileye, herşeye değişik anlamalar yüklüyor anlatımı akıcı ..
    hele bir de' konuşsam; sessizlik gitsem ayrılık' demiyor mu?

    zunayin   12 Şubat 2008 19:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    BİR LİSELİ SİLUETİ

    hayat hattında acemi tayfalardık
    ne avunduk sevinç müsvetteleriyle
    aşktan ikmale kaldık...

    bak her sabah bağıran yeni sabaha
    artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş
    tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş

    heybetli dağlar arasında
    göğümde yıldız yitmiş...

    sen
    hala
    anılarımın
    en
    beyaz
    yanısın

    sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın
    sen sağanakla gelen sabahlarda
    çok eski bir şarkının adısın...

    *
    daha adamlar şehirlere otomobillerle
    geceler anılarla birlikte gelir
    siluetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir
    efkarım bir yaralı ayrılıktan beslenir

    (artık ne teneffüs zilleri çalar
    ne otobüs duraklarında sabırsız bekleyişler var...)

    *
    kimse bilmez
    yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi
    olsun!
    Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi...

    Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın
    sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski
    çok eski bir şarkının adısın...

    YILMAZ ODABAŞI

    huzunsari   27 Aralık 2007 11:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kendiin ol
    kendin ol
    sen buysanda başkası ol..
    buysan eğer kahrımdan öleceğim
    ama
    başkası olursanda ya kimi seweceğim..
    der ustad tüm samimiyetiyle..

    cabbarbaba   21 Aralık 2007 02:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    biz bu kentlere sığdık da
    bu kentler bize sığmadı âsiya
    ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında
    arttıkça yalnız, sustukça silik...

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    son kuşlar da vuruldular dağlarda
    yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin
    çağın vebalı gövdesinde
    bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık

    kaldık... kırık bardaklar gibi
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi...
    II
    düşler artık ölü çocuklar doğuruyorsa
    sevgiler boğduruluyorsa kürtajlarda
    ve daha eskimemiş tüfeklerle
    ordusu bozguna uğramış askerler gibi kalıp
    bozuk paralar gibi yuvarlanıyorsak kaldırımlarda
    bir bedeli vardır elbet cennetini çaldırmanın
    ömrünü piç bir bebek gibi
    bırakmanın
    bulvarlara
    bozgunlara
    ve yanlış yalan aşklara;
    bir bedeli
    bu kuşatmaların, ilkyazları kurşunlatmaların...

    biz bu kentlere sığdık aslında
    bu kentler bize sığmadı âsiya
    ah son kuşlar da vuruldular dağlarda!
    III
    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    mutluluk oyununa geç kalan ölü kuşlarla geldim
    geldim... kırık bardaklar gibi
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi

    ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun
    sefalet seferlerinin ayazı
    belki de yalnız geçireceğiz artık kimbilir
    batan gemiler gibi yiten aşklardan geride
    kalan her kışı, güzü ve yazı

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    ayrılıklar eskidi... biz eskidik

    aşk bize küstü âsiya...

    IV
    belki de uzun sürecek bu bozgunun saçağında
    sen şarkılarını sesine yasla
    ve bırak beni de usulca
    bir apansız yalnızlığa!

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    büyüdü ölüm
    ve biz küçüldük âsiya...

    YILMAZ ODABAŞI

    tanura   21 Aralık 2007 02:02   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Tek kişilik kalabalıktır aşk. Aşk tek kişiliktir; ikinci kişiye bilet yoktur. Kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi, kendinin mayası; herkes kendi sevgisini sever...

    Aşk nedir İncil’e göre? Nedir Tevrat’a, Zebur’a, Kur’ân’a göre? Bu kitaplardaki aşklar, küfürler neyin rengine göre? İnsandır, insan aslolan: İnsana göre!

    Bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde gitmek bir yalnızlıktır.

    Bütün gitmeler yalnızlıktır kalmaya göre...

    mewsimsizkar   21 Aralık 2007 02:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :delihaham

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.