toplam 6 kişi bulundu. 6 adedi gösteriliyor.
yağmur ormanları hakkında

~ ahkam var.
kimse yanlıs anlamasın bu kadar uzun uzun göndermemin amacı bilgiçlik sergilemek değil.. benim gibi ödevi olabilecek biri yarın bir gün bu konuyla ilgili bişeler ararsa sıkıntı çekmesin de rahatça ulasabilsin diye.. anlarım halinden o zaman.. öqrenci kopya psikolojisi yani:)) daıtıyorum..:)
Amazonlar’da tahribat azalıyor SAO PAULO - Dünyanın akciğeri sayılan Amazonlar’dan iyi haber geldi. Sosyalist Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın 2002’de göreve gelmesinden bu yana Amazonlar’daki tahribata karşı sıkı önlemler getiren Brezilya hükümeti, ormana verilen zararın ilk kez 1991’den bu yana en düşük seviyede gerçekleştiğini duyurdu. Brezilya Çevre Bakanlığı’nın ilk belirlemelerine göre, son 1 yılda Amazonlar’dan 13.000 kilometre kare yağmur ormanı yok edildi. Amazonlar’daki tahribatın karşılaştırılmasında ölçüt olarak kabul edilen 1991’de 11.000 kilometre kare orman yok edilmişti. Brezilya Çevre Bakanlığı sözcüsü Joao Paulo Capobianco yaptığı açıklamada, Amazonlar’da alınan sıkı önlemlerin sonuç verdiğini, politikalarını sertleştirerek yıkımı gelecek yıllarda kontrol almayı hedeflediklerini kaydetti. Brezilya’nın çevre konularında hassaslığıyla bilinen sosyalist Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva da, “Amacımız en kısa zamanda yıkımı durdumak ve sonra sürdürülebilir çevre politikalarını geliştirmek. Yıllar süren vurdumduymazlık yağmur ormanlarını mahvetmiş durumda. Amazonlar sonsuz değil, dikkatli olmazsak birgün çölleşebilir” diye konuştu.Brezilya hükümetinin açıkladığı rakamlar uydu görüntüleri ve kriminal raporlardan derleniyor. Çevre Bakanlığı, her yılın sonunda Amazonlar’daki tahribat raporlarını uluslararası çevre kuruluşları ve haber ajanslarıyla paylaşıyor. Amazonlar’dan geçen yıl 19.000 kilometre kare orman yok edilmişti. GREENPEACE: GELİŞME OLUMLU, SAVAŞIMA DEVAMUluslararası çevre örgütü Greenpeace’in Amazonlar ile ilgili çalışmalarından sorumlu Paulo Adario, tahribatın azaldığı gösteren hükümet raporlarını doğrulayarak, bunun takdir edilmesi gerektiğini vurguladı. Adario, “Hükümeti aldığı sıkı tedbirlerden dolayı alkışlamalıyız, ancak yıkım devam ediyor, mücadeleye devam” diye konuştu. 1995’TE 30.000 KM2 YOK EDİLMİŞTİAmazon yağmur ormanları dünyanın en büyük tropik bitki örtüsü özelliği taşıyor. Dünyanın en geniş yüzölçümüne sahip ülkelerinden Brezilya’nın yüzde 60’ını kaplayan Amazonlar, Batı Avrupa’dan daha büyük bir alana yayılıyor. Bilim insanları, kerestecilik, tarla açma gibi illegal faaliyetler nedeniyle Amazonlar’ın şimdiye dek yüzde 20’sinin yitirildiğini tahmin ediyor. Amazon ormanlarında en kötü yıl, 30.000 kilometre kare’nin yok edildiği 1995 olmuştu.
Amazon'un sessizce yokedilişi 21.10.2005 Bbc / Türkçe
Brezilya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde bilimadamları, Amazon'daki yağmur ormanlarının tahmin edilenden çok daha hızlı yok olduğunu açıkladılar. Yeni teknolojilerle, uydu görüntülerini inceleyen bilimadamları, yağmur ormanlarında kesilen ağaçların bugüne kadar yapılan tahminlerin en az yüzde 60 üzerinde olduğunu belirttiler. Brezilya hükümeti raporu memnuniyetle karşıladığını açıkladı ancak verilerin abartıldığını savundu. Amazon'daki yağmur ormanlarında tropik ağaçların tahribatı o kadar büyük boyutlarda ki, normalde bunu takip etmenin tek yolu uydu görüntüleri. Ancak uydulardan elde edilen görüntüler, büyük arazilerdeki tahribatı ortaya koysa da, "seçici kesim" olarak adlandırılan uygulamayı belirlemeye yetmiyor. Seçici kesim, büyük ticarî değeri olan maun gibi ağaçların kesilip, çevredeki diğer ağaçlara dokunulmaması olarak tanımlanabilir. Bilimadamları bu kez, gerçekte ne kadar seçici kesim yapıldığını belirleyebilmek için Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA'nın desteğiyle, yüksek çözünülürlükteki görüntüleme metodlarını kullandılar. Çalışmaları sonucunda, 1999-2002 yılları arasında tahrip edilen yağmur ormanının, daha önce tahmin edilenden binlerce kilometrekare daha fazla olduğu belirlendi. Ağaç kesimi yağmur ormanlarını içindeki tüm doğal yaşam ortamıyla birlikte yok ediyor Çalışmalar sonucunda, orman arazisinin tahrip edilmesiyle atmosfere bırakılan ve küresel ısınmayı etkileyebilecek olan karbondioksit gazı miktarının yaklaşık yüzde 25 daha fazla olduğu ortaya çıktı. Brezilyalı yetkililer, "seçici kesim" konusundaki hassasiyetleri nedeniyle bilimadamlarına teşekkür etti ancak çalışmanın bulgularının inanılır olmadığını bildirdi. Seçici kesim yapan işadamları ise, bunun bir bölgedeki tüm ağaçları kesmekten daha çevreci bir yöntem olduğunu savunuyorlar. Çevre savunucuları ise, seçici kesim için belirlenen ağaçlara ulaşmak amacıyla yollar yapıldığını ve ağır makinelerin ormana sokulduğunu belirterek, bunun Amazon ormanları için fayda getirmesinin mümkün olmadığını belirtiyorlar.
Yağmur Ormanları: Tam da gerçek değerlerini anlamaya başlarken süratle yok ettiğimiz dünyanın en kıymetli biyolojik hazineleri... Bir zamanlar dünyanın kara ile kaplı yüzeyinin % 14'ünü oluşturan yağmur ormanları günümüzde ancak % 6'lık bir alanı oluşturuyor ve uzmanların tahminlerine göre, eğer bu hızla tükenmeye devam ederse, son kalan yağmur ormanları da önümüzdeki 40 yıl içinde ortadan kalkacak.
Uzmanların tahminlerine göre önümüzdeki çeyrek yüzyıl boyunca, yağmur ormanları kıyımına bağlı olarak, dünya bitki, hayvan ve mikroorganizma cinslerinin neredeyse yarısı ortadan kalkacak veya ciddi tehdit altına girecek.
Dünyamızda bulunan tatlı su kaynağının beşte biri Amazon Havza'sında bulunmaktadır.
Tropik yağmur ormanları karbondioksiti tüketerek oksijen üretirler. Amazon yağmur ormanları, sağlamış olduğu bu çok önemli ekolojik hizmet ile sürekli bir karbondioksit - oksijen çevrimini sağladığından "gezegenimizin ciğerleri" olarak anılırlar. Dünyamızda ihtiyaç duyulan oksijenin % 20'den fazlası Amazon yağmur ormanlarında üretilmektedir.
Bundan 5 yüzyıl önce Amazon Yağmur Ormanlarında tahminen 10 milyon Kızılderili yaşarken, bugün bu rakam 200.000'in altındadır.
Peru'daki tek bir yağmur ormanı rezervi, ABD'nin tamamında bulunandan daha fazla kuş türüne ev sahipliği yapabilir. Uzmanların tahminine göre, yağmur ormanları kıyımına bağlı olarak her gün 137 bitki, hayvan ve türünü kaybediyoruz. Bu da yılda yaklaşık 50.000 türe denk düşüyor. Yağmur ormanları türleri kayboldukça, hayatı tehdit eden hastalıkların muhtemel tedavileri imkanları da yok oluyor. Şimdi dünya çapında reçete ile satılan 121 ilaç bitki kaynaklı maddelerden üretiliyor. Bugün yağmur ormanlarında en azından 3000 meyve yetişirken, bunlardan sadece 200 tanesi Batı dünyasında kullanılıyor. Yağmur ormanlarında yaşayan Kızılderililer 2000'den fazlasından faydalanıyor.
Brezilya'daki tek bir gölcük, Avrupa'da bulunan nehirlerin tamamında bulunandan daha fazla balık türü içerebilir.
Amazon nehrinde bulunan balık türleri sayısı, Atlantik Okyanusu'nun tamamında bulunan balık türü sayısından daha fazladır.
Mangal partileriniz için önemli bir hatırlatma: Çam, ladin veya diğer herhangi bir tür yaprağını dökmeyen ağaç odunu asla barbekü (mangal) için kullanılmamalıdır. Bu tür odunlar, tutuşmaları ve dumanlarının tütmesi esnasında pişmiş ete zararlı katran ve reçine katabilirler. Pişirilen etin cinsine bağlı olarak, tütsüleme ve ızgara için sadece meşe, fındık, akçaağaç, ceviz, kiraz, kızılağaç ve elma gibi sert odunlu ağaçlar kullanılmalıdır.
Bilimsel adıyla Carnegiea gigantea olarak bilinen, Güneybatı Amerika'da yetişen Saguaro kaktüsü 75 yıldan önce dal vermez.
Veymut çamı ağaçları (Pinus strabus L.) ve Laccaria bicolor mantarları bahar kuyrukları diye bilinen ufak böcekleri canlı olarak yemek için işbirliği yapmaktadırlar.
İspanya'da genetik yapıları değiştirilmiş dev enginarlar elektrik üretimi için yetiştirilmektedir.
Mabet ağacı veya Bakiresaçı ağacı olarak bilinen Gingko biloba'nın dünyada yaşayan türler içinde en uzun ömürlü ağaç olduğu düşünülmektedir. 4000 yıllık ömrü ile en uzun süre canlı kalan Gingko biloba Çin'de tesbit edilmiştir.
Araştırıcılar Arabidopsis thaliana (tere otu) bitkisinin tüm genomunun genetik haritasını elde etmeyi başarmışlardır. Arabidopsis thaliana (tere otu) bitkisi genetik haritası çıkarılan ilk bitkidir.
Dünyada yaşayan en büyük mantar 900 hektarlık ebadı, tahmini 2400 yıllık yaşı ve 11 tonun üzerindeki ağırlığı ile Armillaria gallica diye bilinen Dev Mantardır.
Dünyada en yavaş çiçek açan bitki çiçek salkımlarının oluşması 150 yılı bulabilen Puya raimondii olarak bilinen bitkidir.
Halk arasında acı dülek, acı düvelek, acı kavun, eşek hıyarı, yabani hıyar olarak bilinen Ecballium elaterium bitkisi yoldan geçen biri tarafından ellendiğinde meyvenin içindeki tohumları yapışkan ve zehirli bir sıvı ile dışarı fışkırtır.
REUTERS - BREZİLYA - Brezilya, Amazon'un bir bölümünde dünyanın en geniş tropikal yağmur ormanı korunağını oluşturdu. 15 milyon hektarlık alanın (İngiltere'den daha geniş) bulunduğu Para bölgesi, yıllardır yasadışı yollarla ormancılık yapanlar ve arazi spekülatörleri tarafından zarar görmüş, keresteci ve çiftçilerle çevreci ve toprak haklarını savunan aktivistler arasında şiddet dolu mücadelelere sahne olmuştu. Şimdi koruma altına alınan bölgenin valisi Simao Jatene, spekülatörlerin sahte 'tasarruf hakkı' satmasını engellemek için yeni parklar yarattığını söyledi. Jatene, ayrıca Para'nın bazı bölgelerinde çevre dostu ekonomik aktivitelere izin verileceğini, bu yolla yerel halkın kendilerine bakabileceğini de ekledi. Vali, "'Üretim korumanın karşısındadır' düşüncesine karşıyız. Bu görüş, yarardan çok zarara neden oldu" dedi. Dünyanın en geniş tropik yağmur ormanı olan Amazon, gezegenin en çeşitli ekosistemine sahip. Tüm türlerin dörtte birinin burada bulunduğu tahmin ediliyor.
Mercan Resifleri Mercan resifleri, ölü mercan hayvanlarının, alglerin ve kabuklu yumuşakçaların taşlaşmış formlarının zaman içinde katmanlaşmasıyla oluşur. Tropikal kuşakta yer alır ve oldukça geniş alanlara yayılabilirler. Renk ve şekil zenginliğinin yanı sıra resifleri dikkat çekici kılan, barındırdıkları canlı çeşitliliğidir. Bu yüzden yağmur ormanlarına da benzetilirler. Gözle görülmeyen planktonlardan 6 metre uzunluğundaki köpek balıklarına kadar çok çeşitli deniz canlısı, mercan resiflerinin sakinleridir. Mercan resiflerinde, birbirlerinden çok farklı on binlerce tür canlı yaşar: Benekli, çizgili, parlak renkli, çarpıcı desenlerle süslü balıklar, sürüler halinde dolaşan balıklar, rengarenk mercanlar, değişik görünümlü deniz böcekleri, göz alıcı deniz bitkileri, sadece mercan kayalıklarına özgü süngerler, midyeler, istiridyeler, deniz kestaneleri, yengeçler, deniz yıldızları, mikroskobik canlılar, omurgasızlar... Örnek olarak, Avustralya Büyük Set Resifi, 2.000 kilometre uzunluğuyla canlı organizmalardan meydana gelmiş dünyanın en büyük yapısıdır; 2.000 kadar balık, 400 mercan, 4.000 yumuşakça türüne ev sahipliği yapar.55 Daha doğrusu, bunlar günümüze kadar saptanan türlerin sayılarıdır ve her yıl yeni hayvan ve tek hücreli canlı türleri keşfedilmektedir. Maryland Üniversitesi Zooloji Profesörü Marjorie Reaka-Kudla'ya göre dünyadaki mercan resiflerinde halen tanımlanmış toplam tür sayısı 93.000, tahmin edilen sayı ise en az 950.000'dir.
Mercan kayalıkları, karalarda olduğu gibi, birbirlerini tamamlayacak ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratılmış canlılarla doludur. Örneğin mercan hayvanları, dokularının içindeki tek hücreli algler (zooxanthellae) ve dış yüzeyindeki yeşil algler ile ortak yaşam sürerler. Mercan hayvanları, alglerin fotosentez yaparak ürettikleri besinin bir bölümünü alırlar. Algler ise, ihtiyaç duydukları besleyici maddeleri mercan hayvanlarından temin ederler. Aynı zamanda mercan, alg için güvenli bir yaşam ortamı oluşturur. Mercan resifleri genellikle besin maddeleri açısından fakir olarak sınıflandırılan sulardadır.57 Resiflerin nasıl bu sularda gelişmeyi başardıkları sorusu uzun zamandır merak konusu olmuştur.58 Son araştırmalara göre, resiflerdeki tür zenginliğinin nedenlerinden biri, söz konusu canlıların muazzam bir verimlilik ve iş birliğiyle çalışmasıdır. 18 Ekim 2001 tarihli Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma, mercan resiflerinin oyuklarında yaşayan çeşitli sünger, midye, halkalı solucan türlerinin ne kadar önemli olduklarını ortaya çıkarmıştır. Çoğu küçük boyutlarda olan bu canlılar, bitkisel planktonları süzerek mercan hayvanlarının ihtiyaç duyduğu amonyak ve fosfat gibi maddeleri salgılamaktadırlar.59 Kısacası, resif oyuklarında yaşayan binlerce küçük canlı türünden oluşan sistem, eşsiz bir filtre istasyonu gibi hizmet vermektedir.
Söz konusu ekosistemdeki mikroorganizmalar, bitkiler ve hayvanlardan sağladığımız bazı faydalar ise şöyledir: Mercanlar denizlerden aldıkları kalsiyumu, kalsiyum karbonat olarak salgılarlar. Benzersiz bir kimya laboratuvarı gibi faaliyet gösterir; hem okyanuslarda hem de atmosferdeki karbondioksit dengelerinin düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. Mercan resiflerindeki balık, midye ve çeşitli canlılar yüz milyonlarca insanın besin kaynağıdır. Resifler çoğunlukla deniz yüzeyine yakın yerlerde geliştikleri için sahilleri büyük dalgaların yıpratıcı etkisinden korurlar; böylece erozyonu önler, fırtınaların verdiği tahribatı azaltırlar. Mercan kayalıkları sayesinde kıyı ile resif arasında, okyanusa kıyasla daha durgun, dolayısıyla büyüme dönemindeki balıklar ve kabuklu deniz hayvanları için daha elverişli bir ortam meydana gelir. Bunların yanı sıra mercan resiflerindeki canlı çeşitliliğinden kaynaklanan genetik materyal zenginliği tıbbi araştırmalarda, yeni ilaçların geliştirilmesinde kullanılmaktadır. National Geographic dergisi yazarlarından Biyolog Douglas Chadwick, resif canlılarından elde ettiğimiz bu faydaların bir kısmını şöyle ifade etmektedir: "Tıbbi araştırmalar mercan resiflerinde yaşayan daha fazla organizmayı ortaya çıkardıkça, oradaki canlılarla insanlık arasındaki bağlar artacaktır. Bazıları şimdiden iltihaplar, astım, kalp hastalıkları, lösemi, tümörler, bakteriyel enfeksiyonlar, mantar ve HIV dahil olmak üzere virüslere karşı aktif bileşikler sağlamıştır. Araştırmalar, deniz salyangozları ve bazı süngerler tarafından balıkları püskürtmek için kullanılan kimyasal maddelerin, karada böcek öldürücü ilaçlar olarak da sonuç verdiğini bulmuştur. Tropikal konik salyangoz zehirinin farmakolojik özelliklerinin incelenmesi, morfinin yerini alabilecek bağımlılık yapmayan bir çözümü ortaya çıkarmıştır. Mercan iskeletleri, kemik implantasyonlarında destek materyali olarak kullanılmak üzere araştırılırken, mercanlarda yaşayan deniz kamçılıları da potansiyel bir ağrı kesici madde sunmaktadırlar." 60 Mercan kayalıklarında yaşayan canlıların her bir türü olağanüstü sistem ve özelliklerle donatılmıştır. Örneğin bazı balık ve hayvanlar, insanlardan daha çok renk reseptörüne sahiptirler; renkleri insanlardan daha iyi görürler.61 Resif balıklarının çoğu renklerini belirli ölçülerde değiştirebilirler; bazı türler bunu bukalemunlar kadar hızlı yapabilirler.62 Büyük gözlü levrekler, sincap balıkları gibi bazıları, duyarlılığı yüksek gözleri sayesinde, gün ışığının olmadığı derinliklerde veya gece karanlığında avlanabilirler. Kirpi balıkları midelerini balon gibi şişirip dikenlerini dikleştirerek kendilerini savunurlar.63 Papağan balıkları geceleri jelatinimsi bir madde ile tüm vücutlarını kaplayarak kendilerini kamufle eder; güçlü gagamsı ağızlarıyla mercanlardan parçalar kopararak üzerlerindeki alglerle beslenirler.64 Çöpçü balıkları ve temizlikçi karidesler balıkların üzerindeki parazitlerle beslenirler. Elbette burada sayılanlar, resif canlılarındaki mükemmel sistemler ve kusursuz özelliklerden yalnızca birkaçıdır. Resiflerde yaşayan bazı balık türleri, ortam ile oldukça uyumlu renkleri sayesinde kendilerini çok iyi kamufle ederler. Diğer taraftan melek balıkları ve kelebek balıkları gibi bazı türler oldukça dikkat çekici renklere sahiptirler. Deniz altında uzaktan fark edilebildikleri için yırtıcı balıklar tarafından avlanmaları ve kısa sürede nesillerinin tükenmesi kaçınılmaz görünmektedir. Ancak çarpıcı renklere sahip bu balıklar kendilerine özgü savunma yöntemleriyle yaşamlarını sürdürürler. Burada üzerinde durulması gereken nokta şudur: Evrimciler, Darwinizm'in öngörüleriyle taban tabana zıt olan bu durumu açıklayamazlar. Bu konuyu ele alan evrimci araştırmacılardan biri deniz biyoloğu Justin Marshall'dır. Queensland Üniversitesi'nden Dr. Marshall, Scientific American dergisindeki "Resif Balıkları Neden Bu Kadar Renklidirler?" adlı makalesinde, bunun "gizemlerden biri" olduğunu dile getirir; ayrıca bunu çözmek amacıyla yürütülen çabaları "güzel olduğu kadar hayal kırıklığına uğratıcı" şeklinde tanımlar.65 Gerçekte ise, ortada ne bir gizem vardır, ne de hayal kırıklığına uğratıcı bir durum. Sadece tarih tekerrür etmektedir. Darwin'in "Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavuskuşunun tüylerini görmek, beni neredeyse hasta ediyor"66 şeklinde dile getirdiği sıkıntılarını, onun takipçileri de yaşamaktadır. Kısacası, resiflerdeki canlı çeşitliliği, benzersiz özelliklere sahip hayvanlar ve türler arasındaki mükemmel uyum, Darwinistler için bir kabus niteliğindedir. Bu kabustan kurtulmak içinse yapmaları gereken, hayranlık uyandıran renklere ve görünümlere sahip resif balıklarını yaratanın Allah olduğunu kabul etmektir. Özellikle akvaryum hobisi olanlar çok iyi bilirler ki tropikal deniz balıklarını ve mercanları akvaryumda beslemek oldukça zordur. Bunun başlıca nedeni, bu canlıların resiflerdeki doğal ortamını akvaryumda kesintisiz bir şekilde meydana getirmedeki zorluktur. Bir deniz akvaryumundaki tuzluluk, sıcaklık, pH, ışık, oksijen oranları, suyun kimyasal bileşimi belirli değerler arasında tutulmak zorundadır. Bir deniz akvaryumundaki mercan ve balıklar, ortamdaki küçük değişimlerden olumsuz etkilenmeye oldukça açıktırlar. İdeal koşullar teknolojik cihazlar tarafından hassas ve sürekli olarak ayarlanmadığı takdirde hayvanlar ölürler. Şimdi sadece birkaç balık ve mercan türü içeren bir deniz akvaryumunu işletmenin güçlüğünü göz önünde bulundurarak düşünün. Mercan resiflerindeki on binlerce canlı türü kendiliğinden veya tesadüfen meydana gelebilir mi? Mercan kayalıklarının oyuklarını kendilerine yuva edinen balıkların, göz alıcı renkleri, etkileyici avlanma ve savunma sistemleri, kendilerine özgü vücut yapıları, duyu organları, sistemleri, genetik bilgileri rastlantıların sonucu olabilir mi? Resiflerdeki bitkiler, hayvanlar, planktonlar ve mikroorganizmaların milyonlarca senedir uyum ve düzen içinde yaşadığı ortam, üstün bir aklın müdahalesi olmaksızın gerçekleşebilir..
Hazine Adası Tehlikede 07.06.2005 Ntvmsnbc
Borneo adasındaki tropikal yağmur ormanları, kaçak ağaç kesimi ve orman yangınları nedeniyle 5 yıl içinde yok olabilir CAKARTA - Dünya Yaban Hayatını Koruma Vakfı’nın (WWF) hazırladığı “Hazine Adası Tehlikede” adlı rapora göre, dünyanın üçüncü büyük adası Borneo’da her yıl, İsviçre’nin 3’te 1’i büyüklüğünde ya da 1.3 milyon hektar orman yok oluyor. Raporda, 44’ü sadece Borneo’da bulunan 210’dan fazla memeli hayvana ev sahipliği yapan adada, ormanın yok olmasının vahşi yaşamı olumsuz etkileyeceği, pigme fil ve uzun dönem hayatta kalması zaten şüpheli orangutan gibi ekolojik mucizelerin yaşamını tehlikeye atacağıbelirtildi. Küresel Orman Programı Başkanı Chris Elliott, “Ormanların bu ölçekte yok olmasının sonuçları, sadece hayvan türlerinin önemli kaybına değil, aynı zamanda su kaynaklarının azalmasına ve yerel topluluklar için gerekli turizm gibi ekonomik fırsatların azalmasına yol açacak” dedi. WWF, Borneo adasında yasal söz sahibi olan Endonezya, Malezya ve Brunei’ye, “Borneo’nun Kalbi” olarak bilinen 22 milyon hektardan fazla yağmur ormanını adanın 4’te 1’ini kapsayacak biçimde koruma bölgesine dönüştürmek için yardım etmek istiyor. Ormanlarının yüzde 70’inden fazlasını kaybeden Endonezya, kaçak ağaç kesimine karşı mücadele başlatmasına rağmen, çevreciler, “yetkililerin ağaç ticaretinin arkasındaki büyük patronların yakalanmasında başarılı olamadığından” şikayet ediyor. WWP ayrıca, 2020 yılına kadar, mevcut orangutan nüfusunun doğal yaşam ortamlarının yok olması nedeniyle kalıtsal olarak yaşayabilme olasılığının çok düşük olduğunu belirtti.
Tropik yağmur ormanlarında epifitik (diğer bitkiler üzerinde yetişen ve parazitik özellik göstermeyen bitkiler) olarak yaşayan kimi orkideler, bir onsun 35 milyonda bir ağırlığına sahip olan dünyanın en küçük tohumlarını üretirler. Her bir gramda 992.25 milyon ayrı tohum bulunur. Antarktika haricinde her kıtada yetişen orkideler dünyanın en büyük bitki ailesini oluştururlar. Dünyanın en büyük tohumu ise ekseriya ikiz hindistancevizi veya tuzlu su hindistancevizi olarak bilinen ve Seychelles Takımadalarında yaşayan dev palmiye ağaçlarına (Lodoicea maldivica) aittir. Bir taraftan diğer tarafa 30 cm uzunluğunda olan tek bir tohumun çevre uzunluğu yaklaşık 1 metredir. Ağırlığı 18 kg’a kadar ulaşabilen tohumun gelişmesi ise 10 yılı bulabilir.
Leş çiçeği veya ceset çiçeği olarak bilinen titan arum (Amorphophallus titanum) dünyanın en kötü kokan çiçeğidir. Ortalama olarak iki metreye kadar bir yüksekliğe erişebilir ve çiçek açtığında yarım mil (yaklaşık 800 metre) uzaktan kokusu hissedilebilen, çürümüş et benzeri aşırı derecede iğrenç bir koku salar. Aynı zamanda, "Şeytan'ın dili" olarak bilinen bu pis kokulu çiçek, Batı Endonezya'da bulunan Sumatra yağmur ormanlarında İtalyan bitki bilimci ve gezgin Dr. Oroardo Beccari tarafından 1878 yılında keşfedilmiştir.
Kuru ağırlık üzerinden % 6,7 olarak ölçülen klorofil içeriği ile bir tip alg olan Kirin Chlorella M-207A7 (Chlorella vulgaris) en yüksek klorofil içeriğine sahip bitkidir.
Dünyanın en geniş çiçeği Endonezya’nın Sumatra adasında yaşayan Rafflesia arnoldi olup, çiçeğin petallerinin (taç yaprakları) uzunluğu 1,2 metreye, kalınlığı 2,5 santimetreye ve çiçeğin ağırlığı 11 kilograma ulaşabilir. Sumatra, Malezya ve Borneo’da yetişen 16 Rafflesia türü vardır. 1819’da Singapur’u keşfeden doğa bilimcisi Sir Stamford Raffles, Mayıs 1988’deki seyahatleri sırasında arkadaşı Dr. Joseph Arnold ile birlikte bu parazitik bitkiyi keşfetmiştir. Rafflesia arnoldi adı bu iki bilim adamının ardından verilmiştir. Bu bitki ailesinin tüm üyeleri parazitik olarak yaşadıklarından dolayı herhangi bir kök, gövde ve yaprak içermezler. Bu çiçekler ve tomurcuklar sade bir şekilde Tetrastigma odunsu asmalarının üzerinde filizlenirler. Bu çiçek parazitik olarak yaşaması sayesinde ihtiyaç duyduğu mineral maddeleri beraberinde yaşadığı bitkilerden karşılar. Bu bitkinin en ilginç özelliklerinden biri de büyüleyici, cezbedici ve güzel görünümünün ardında barındırdığı oldukça kötü kokusudur.
Yağmur Ormanları Milyonlarca yıl önce ortaya çıkan ve yeryüzünde yaşayan hayvanların yüzde 80'ini barındıran tropik yağmur ormanları günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ekolojik sistemler bozulurken, pek çok canlının yaşam alanı yok edilmektedir. Bitki örtüsünün yoğunluğu nedeniyle tropik yağmur ormanları gezegenimizin en önemli oksijen kaynaklarından biri durumdadır. Ayrıca kıtalar üstündeki en büyük su deposu işlevini görürler. Bu nedenle onların yok edilmesi büyük ekolojik felaketlere yol açabilir.
Tropik Sera İklimi Yerküreyi ikiye “bölen” Ekvator çizgisinin her iki yanında yer alan bölgeye tropik kuşak denir. Burası her zaman sıcak (kış ortalaması 20° C’nin üstünde), yağışlı ve yılın 12 ayı bol güneş alan bir bölgedir. Sıcaklığın yıl içindeki dağılımı çok değişmediğinden mevsimler arasındaki farklar da fazla değildir. Buna karşılık gündüzle gece arasındaki fark görece daha büyüktür. Tropik iklim kuşağında yıl içindeki değişiklikleri ve kuşağın ekolojik düzenini daha çok yükseklik farkları ve yağışlar belirler. Ekvator çevresinde, ısınan havanın yükselmesi nedeniyle ortaya çıkan ve bütün dünyayı kuşatan bir alçak basınç kuşağı oluşur. Bunu dengelemek için kuzeydoğudan ve güneydoğudan alize rüzgarları eser. Isınıp yükselen ve onun yerine gelen hava kütleleri 10. ve 25. enlemler arasında kuzeye (temmuz) ve güneye (ocak) doğru gidip gelir. Bu hava hareketlerini yağış izler. Kuzey Yarıküre’de yaz aylarında hava akımları kuzeye kayınca yağış düşer; buna karşılık güneyde yağış olmaz. Kuzeyde kış olunca hava akımları güneye kayar ve bu kez oraları yağış alırken kuzey kuraklaşır. İşte, kurak ve yağışlı mevsimlerin birbirini izlemesi, tropik kuşağın tipik özelliklerinden biridir. (Bu konuyla ilgili olarak, savanların anlatıldığı bölüme bakınız.) Tropik kuşakta Güneş ışınları bölgeye dik olarak indiği zaman yağmur yağdığından bu yağışlara zenit (doruk) yağmurları denir. Ekvator’un 10° kuzey ve güneyi arasında kalan bölgede kuraklık yaşanmaz. Buna karşılık buradan uzaklaşılıp dönencelere yaklaşıldıkça yağışlı ve kurak mevsimler daha belirgin hale gelir. Yağışlı mevsimlerin uzayıp, kurak mevsimlerin kısalması hem bitkiler, hem de hayvanlar için dayanılması zor koşullar yaratır. Yeşil Cehennem Tropik kuşak yeryüzünün en çok yağış alan yeridir. Bu bölgeye yılda en az 1.500 mm yağmur düşer. Kamerun Dağı (4.070 m) gibi bazı dağların yamaçlarında bu miktar 10.000 mm’ye kadar çıkabilir. Yıllık ortalama sıcaklık ise 25 derece dolayındadır. Bunun sonucunda bu kuşak dünyanın en zengin bitki örtüsüne sahip bölgesi durumuna gelmiştir. Balta girmemiş ormanlarda bitkiler yüksekliklerine göre kümelenir. En altta otlar ve sürünen bitkiler, onun üstünde yüksek çalılıklar, daha yukarıda da 20-30 m yüksekliğindeki ağaçlar yer alır. Ağaçların yaprakları zeminin üstünü bir şemsiye gibi örter. Bunların arasında tek tük 2-3 m kalınlığındaki bir gövde üstünde 60-70 m’ye yükselen ağaçlara rastlanır. Ağaçların gövdesini yaklaşık 100-200 m uzunluğundaki tırmanıcı bitkiler sarar. Dallardan aşağıya, havadaki yoğun nemden yararlanarak yaşamlarını sürdüren, orkide gibi epifitler sarkar. Bu ormanlarda yükseklikleri 10 m’ye, yapraklarının büyüklüğü ise 1 m’ye ulaşan palmiyeler görülür. Bu tabloyu olağanüstü büyüklükte meyveler veren ağaçlar ve bambu gibi ağaç yüksekliğindeki otlar tamamlar. Bu ormanlarda yaşayan canlı türlerinin sayısının 5-30 milyon arasında olduğu sanılmaktadır. Bu konudaki araştırmalar henüz başlangıç aşamasındadır. Bitkiler çok hızlı büyüdüğünden otların kesilmesiyle açılan yollar birkaç gün içinde yeniden kapanır. Burada hava birdenbire kararır ve gece olunca sürünen ya da tırmanan hayvanlar çığlıklar ve ötüşler arasında deliklerinden çıkar. Yeşil cehennemdeki bu konsere kurbağalar, kuşlar ve maymunlar da katılır. Orman renkli kolibriler ve cırtlak sesli aralar gibi birçok ilginç hayvanın da barınağıdır. Sağlıksız sera havası yalnızca çok sıcak değil, aynı zamanda yüzde 80-90’ı bulan nem oranıyla çok ağır ve bunaltıcıdır. Burada ekmek çok çabuk küflenir, tuz ıslanır ve teknik araçlar inanılmaz bir hızla paslanır.
Tehlikeli Boyutlara Ulaşan Bir Yağma Tropik hastalıkların tedavi biçimleri ve aşıları bulununcaya değin tropik yağmur ormanları beyaz adamın mezarı sayılırmış. Bu nedenle bu ormanların tıpkı çöller gibi yüzyıllar boyunca el değmemiş olarak kalmasına şaşmamak gerek. Burada yetişen meyveler sera etkisiyle çok çabuk çürürken, bu balta girmemiş ormanlarda yalnızca Pigmeler, Amazon bölgesinde de Yerliler yaşamayı becerebiliyor. Bunların yanı sıra yüzyıllardan beri kuzeyden Sudanlılar, güneyden Bantular Afrika’nın tropik ormanlarından küçük parçalar koparmaya çalışıyorlar, bunu da çoğunlukla tarla açmak amacıyla ormanı yakarak gerçekleştiriyorlar. Tümüyle yanmamış ağaç köklerinin altındaki toprağı çapayla biraz gevşettikten sonra burada muz, manyok, yam, darı ve tatlıpatates yetiştiriyorlar. Yüksek yağış miktarı nedeniyle toprağın içindeki mineraller çabucak akıp gidiyor ve toprağın besleyiciliği hızla azalıyor. Afrikalılar bunun üzerine tarlalarını ve köylerini terk edip başka bir yere gidiyorlar. Onların bulunduğu eski yeri ikincil bir orman alıyor. Yerlilerin kendi gereksinmelerini karşılamak için yaptıkları bu tarımın yanı sıra, beyaz sömürgecilerin kurduğu plantasyonlar da var, buralarda dünya pazarlarına sunulmak üzere, kakao, kahve, muz, hindistancevizi, kola ve palmiye yetiştiriliyor. Eskiden Amazon bölgesinin bir milyar insanı besleyebileceği düşünülürken bugün yağmurların değerli besinleri alıp götürdüğü ve balta girmemiş ormanların insanlar tarafından yağma edilmesinin büyük felaketlere neden olabileceği biliniyor.
Bunları Biliyor muydunuz?
Brezilya Amazonu'ndan gelen bazı güzel haberler var. Yağmur ormanları hazinelerine değer veren Brezilyalılar ve kendilerini bu konuya adamış diğer pek çok insan bu karmaşık ekosistemi inceliyor. Bunların birçoğu eyalet ve federal hükümet yetkililerini, yağmur ormanını korumanın gerek yerel, gerekse küresel düzeyde herkesin çıkarına olduğuna ikna etmek için eldeki bilgileri kullanıyor.
Federal hükümetin korunan ya da yönetilen orman alanlarını genişletmesinin yanı sıra, Amazonas ve Amapá gibi bazı eyaletler resmî gündemlerinde yağmur ormanlarının biyolojik çeşitliliğini korumanın önceliğine odaklanıyor .
Uluslararası Doğa Koruma Örgütü (CI) gibi çevreyle ilgili sivil toplum kuruluşları, yağmur ormanlarını korumaya dönük bu çabaların sonuçlar verdiği görüşünde. Eylül 2006'da Amapá eyalet yönetimi bu örgütle ortak bir çalışma çerçevesinde altı milyon dönümlük Amapá Eyalet Ormanı'nın kurulduğunu duyurdu. Bu girişim eyalet hükümetinin Amazon bölgesinin kuzeydoğu köşesindeki toprakların yüzde 70'ini koruma altına alma hedefine biraz daha yaklaşmasını sağlayacak.
Bugüne kadar yürütülen çalışmalar sonunda, yaklaşık sekiz milyon dönümlük Tumucumaque Dağları Ulusal Parkı'nı da kapsamak üzere, Amapá Biyolojik Çeşitlilik Koridoru'nu oluşturan koruma altındaki alanların sayısı 12'ye varıyor. Tumucumaque'deki bir yaban hayatı envanteri 100'ü aşkın memeli hayvan türünün, yaklaşık 400 kuş türünün ve daha önce bilinmeyen bazı balık ve sürüngen türlerinin varlığını ortaya koymuş bulunuyor.
CI Brezilya şubesinin Amazon bölgesinden sorumlu yöneticisi Enrico Bernard, “Amazon'daki en bakir yerlerden birinin gerçek biyolojik çeşitliliğine daha yeni ulaşıyoruz” diyor.
-Nancie Majkowski
http://photos.mongabay.com/it/Rain_forest_Hut.htm bir adet de brazilya'dan; yağmur ormanlarından birinden bir görüntü sana..
http://ran.org/why_we_do_it/
muhtemelen daha önce görmüşsündür ama..
herkesin görmesi için de sürekli döndürcem etiketi bunu ben diil de biz yapalım nolur be ya:)
ödev teslimim var yarın.. ben aradım da bir çok bilqi elde ettim ama kusursuz olsun eksik olmasın istiyorum.. elimdekilerden farklısı bna artı olarak döncektir bende çay ısmarlarım artık size bi ara:)))
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|