1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

yağmurda öpüşmek ile ilgiliyim diyenler

toplam 482 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


yağmurda öpüşmek hakkında yağmurda öpüşmek

~538 ahkam var. 1 2 3 ... 27 önceki sayfa »

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    tamam da fazlası zarar

    pileyboy zurafa   02 Kasım 2008 22:02   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yağmursuz daha güsel....:)

    glnr   02 Kasım 2008 22:00   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bi numarası yoktur

    hayaletkasaba   28 Ekim 2008 16:55   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    sokulmak diyelim o zaman..ısınıcaksak

    mojanda   15 Ekim 2008 17:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ıslanmak, ısınmak!

    tanura   15 Ekim 2008 16:45   aferim     (5 puan)  |   Yk 

    çok tatlı olsa gerek

    mojanda   15 Ekim 2008 16:43   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    valla her yağmur yağdığında sevgilimle nereye kaçıcaımızı şaşırıoruz bide öpüşcekmiyiz =)

    fiendish   15 Ekim 2008 16:41   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    dışarda yağmur var

    YildizKaymaaasi   15 Ekim 2008 16:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sakla Yamalarını Kalbim

    Ne gül,
    ne yarın!

    Gül, küle karılmış günlerin tortusunda.
    Yarın, vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda.

    Sakla yamalarını kalbim...

    İnsanlar büyüdükçe günler kısalırlar;
    günlerimiz gibi aşklarımız da
    yittikleri duraklarda kalırlar.

    Sakla yamalarını kalbim...

    Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.
    Yürü, arkana bakma, ama umursa.

    B a z e n a n ı l a r a e n ç o k y a k ı ş a n e l b i s e,
    b i r k a ç d a m l a g ö z y a ş ı d ı r u n u t m a...

    Yılmaz Odabaşı

    Ayrılık Şiiri

    Her satırı
    Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
    Bir mektup bırakarak
    balıkçı koyundan
    sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
    bir sabah usulca ayrıldın
    koynumdan

    Bütün yolcularını
    Boğaz köprüsünün çaldıgı
    Araba vapurunun
    boş seferleri
    gibi yanlızca rüzgâr
    gezinir sensiz
    yüreğimde

    Durgun bir sudur aslında deniz
    ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
    kuytu bir iskelenin
    tahtaları altına yazdıgım
    ayrılık siirini okudukca
    dalgalanır...

    Sunay Akın

    Aşk Çizgisi

    Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
    Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
    O çizgiden başka bütün çizgiler
    Aşkı tüketmede

    Kimi dik çizgilerin kimi paralel
    Eğri büğrüsü, düzgünü, kalını, incesi
    Ve bir gün sarıyor bütün çizgileri
    Ölüm çizgisi

    Bense hep seni çiziyorum kağıtlara, duvarlara
    Yeşillerle, morlarla, mavilerle
    Resmini yapıp adını yazıyorum
    Renk renk çizgilerle

    Tut ki iki noktayız birbirinden uzak
    Bir çizgiyle aramızı birleştiriyorum
    Sonra bir ev yaparak çizgilerden
    İçine seni yerleştiriyorum

    Başlıyoruz geometrik yaşamlara
    Nokta nokta, şekil şekil
    Ve bir tek çizgi oluyoruz seninle, mutlu
    Öbür çizgiler umurumuzda değil

    Her düşünce aşka teğet geçiyor
    Tanığı çizgiler var olduğumuzun
    Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
    Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Dünyanın En Tuhaf Mahluku...

    Akrep gibisin kardeşim,
    korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
    Serçe gibisin kardeşim,
    serçenin telaşı içindesin.
    Midye gibisin kardeşim,
    midye gibi kapalı, rahat.
    Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
    Bir değil,
    beş değil,
    yüz milyonlarlasın maalesef.
    Koyun gibisin kardeşim,
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen
    ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
    Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup
    deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    Ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende.
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
    kabahat senin,
    — demeğe de dilim varmıyor ama —
    kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

    1947

    Nazım Hikmet Ran

    Pia

    ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia'yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia'nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia'nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm.

    Attila İlhan

    Bana Bir Şarkı Söyle

    Özledim sesini ne olur konuş
    Bir gül açtır zamanların ötesinden
    Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
    Gök mavisinden, deniz mavisinden
    Bana bir şarkı söyle
    İçimde bir şey kımıldıyor
    Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
    Bir baksana ne haldeyim deli divane
    Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
    Bana bir şarkı söyle
    Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
    Dökül karanlığıma ışıklar gibi
    Al beni, en uzaklara götür
    Sesin, aksin içimde bir pınar gibi
    Bana bir şarkı söyle
    Bütün renkleri kat birbirine
    Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
    Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
    Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
    Bana bir şarkı söyle
    Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
    Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
    İşte öyleyim, kapkarayım bu gün gel
    En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
    Bana bir şarkı söyle

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Veda

    Silahlara veda
    Geceye rüyaya ve sana
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
    Düzenlerin çıkmazına

    Çizdiğim resmin
    Saat kulesi ağlıyor
    Ağzım o çeşit yok
    Şişe bu çeşit var

    Sen bir gece gelsen
    Güneş doğmasa
    Gitmeden yine gelsen
    Bu yeni geleni
    Bu bize bakanı
    Sana bir anlatsam
    Güneş doğmasa
    Sandıkların içini göstersem sana
    Çizdiğim resmin
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde
    Bir rafa koyabilsen
    Olup biteni ve onları
    Sabaha kadar konuşsak
    O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam
    Ateşi karı tüfeği çeksem
    Ocağa pencereye kapıya

    Kemana veda

    Yağmurda şeytan ve şapkası
    Silahın ölümünü kutluyorum

    Tren kaçırmış gibiyim

    Sana veda

    Sezai Karakoç

    Çekmece

    Büyüklerle ben yapamıyorum
    çocuklar da almıyor beni oyunlarına
    devlet dairesinde
    yangından kurtarılmayacak
    sıkışmış bir çekmece gibiyim
    açılamıyorum sana

    Kardeşiyle sokaklarda hep
    bir örnek giydirilen sen
    nasıl sevmezsin eşitliği
    yürürken düşen çoraplarını
    aynı hizaya getirmek için
    annen değil miydi önünde diz çöken

    Öpüşme sahnesinin tam ortasında
    içeri girdiğin yazlık sinemanın
    yer göstericisiyim
    yürüyorsun fenerimin ışığında
    yer: Kız Kulesi
    ve sonu ayrılıkla bitecek
    hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
    beyaz duvarında

    Bir kez olsun çıkmazken ağzından
    seni sevdiğimi
    her gün söylememi yadırgama
    bil ki bu şehirde
    iskelenin verilmesini
    beklemeden atlarım vapurlara

    Son karesi gibi Red Kit'in
    batan güneşe doğru
    sürerken atımı
    gitme kal demeni bekliyorum
    ama yalnızca
    rüzgar çekiştiriyor atkımı

    Sunay Akın

    Bahar Gülü

    Akşamdı adı bahar mı gül mü güz mü ilk görüşte gülmeye başlamıştı biraz dalgın sesi titrek selam vermemiştim oysa belkide kırdım istemeyerek hızlı hızlı yürüyordu kaşını almış dudağını boyamıştı yüzü sonbahar hüznü güneşe benziyordu gülüşü birden bire geldi beklemiyordum keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma hep böyle cana yakın mı bakar acaba? Akşamdı uzak bir deniz kenarında oturmuş efkar yakıyordum karanlık tutmuştu yolları kimbilir kimin k boynundaydı kolları gecelerdir kötümserdim sakallarımı uzatmış durup durup uzakları dinlemiştim belki de bir zehirli göz tarafından zehirlenmiştim telofonu geldi aniden dilinde kelimeler sişeyler söylüyordu dilinde kelimeler silerek bilmeyerek bişeyler söylüyordu gülerek yaz geçti kış geçti benden bir bahar geçti ben bahardan geçmedim Akşamdı Uyanıktım yatağımda oturuyordum İstanbul mışıl mışıl uyuyordu.Şimdi ne yapıyordu ne yemiş ne içmişti nerede dans etmişti gözleri dolu muydu yoksa düşleri dolu muydu neyse neyse bunları düşünmek istemiyordum kanıma girmişti bir kere sanki başı göğsümde eli elimdeydi yaşamak sevmekten geçer diyerek belkide sevdim isteyerek Sabahtı O yoktu ben yıkılıp gitmiştim bir daha ne zaman nerede ne olacağımızı ikimizde bilmiyorduk.Belki yeni başlayacaktık belki hiç başlamayacaktık belki de başlayıp bitirmiştik Belkide Belki de...

    Nazım Hikmet Ran

    Unutmaktan Geliyorum

    UNUTMAKTAN GELİYORUM

    'Gitmeler bana kaldı'

    Daha üç adım olmadı çıkalı bu sevdadan
    Ayrılığın kokusu hala üzerimde
    Avuçlarımda buzdan bir alev
    Yüreğimde yepyeni bir ateşkes
    Gitmeler bana kaldı yine bu aşktan
    Bütün sayfalarım sil baştan
    Sonu nereye varacak bilmiyorum
    Oysa içimde inadına yanan bir mum
    Dokunma ellerime-sönmedim daha
    Unutmaktan geliyorum.

    Daha dün kirpikleri kadar yakındım ona
    Her gece düşlerinde sabahlıyordum
    İşte orada köşebaşında bıraktım ellerini
    O bana
    Ben ona ağlıyordum
    Son tetiği gözleri çekti gözlerime
    Kanıyor kanıyordum
    Ölüler yalan söylemez bilirsin
    Deliler gibi seviyordum.

    Daha biraz önce
    Onu öpen bu dudakları aynalarda parçaladım
    Onu okşayan bu elleri bir yangında bıraktım
    Ona gülen bu gözleri zindanlara attım
    Yüreğim ayazda
    Kaç şiirim çığlıklar attı ardından bilemiyorum
    Bavullar dolusu hatıraları bir mağaraya taşıdım
    Yalnızlığımı bir dağ başına
    Kendimi nereye koyacağımı bulamıyorum
    Ne olur ayıplama beni
    Susmadı daha gözlerim
    Ağlamaktan geliyorum.

    Zıpkın yemiş balıklar gibiyim
    Şimdi bir ıslık bile dağlar yüreğimi
    Bir eski şarkı yağmalar bütün uykularımı
    Çıkmaz sokaklarda kaldım biliyorum
    Başım dönüyor, ben dönüyorum
    Acele etme ne olur bekle biraz
    Daha yakmadım bütün gemileri
    Daha yırtmadım dönüş biletimi
    Öyle yorgun öyle bitkin ve öyle sürgün
    Unutmaktan geliyorum...

    Ahmet Selçuk İlkan

    Ben Eylül Sen Haziran

    Bir eylüldü başlayan içimde
    Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    Çimenler sararmıştı
    Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    Deli deli esiyordu rüzgar
    Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

    Neydi o bir zamanlar
    Sevmişliğim, sevilmişliğim
    O heyheyler, o delişmenlikler neydi
    Ne bu kadere boyun eğmişliğim
    Ne bu acıdan korlaşan yürek
    Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
    Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

    Beni kötü yakaladın haziran
    Gamlı, yıkık eylül sonuma
    Bir ilk yaz tazeliği getirdin
    Masmavi göğünle
    Cana can katan güneşinle
    Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    Çiçekler açtı dokunduğun
    Çimler büyüdü yürüdüğün
    Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

    Basımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    Dallarım yere değiyor
    Güneşi batmadan saçlarının
    Bir dolunay doğuyor bakışlarından
    Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
    Ölebilirim artık

    Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    Baksana; parmak uçlarım ateş
    Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
    Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    Benimle meydan oku her çaresizliğe
    Benimle uyu, benimle uyan
    Birlikte varalım on üçüncü aylara

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Sakla Yamalarını Kalbim

    Ne gül,
    ne yarın!

    Gül, küle karılmış günlerin tortusunda.
    Yarın, vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda.

    Sakla yamalarını kalbim...

    İnsanlar büyüdükçe günler kısalırlar;
    günlerimiz gibi aşklarımız da
    yittikleri duraklarda kalırlar.

    Sakla yamalarını kalbim...

    Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.
    Yürü, arkana bakma, ama umursa.

    B a z e n a n ı l a r a e n ç o k y a k ı ş a n e l b i s e,
    b i r k a ç d a m l a g ö z y a ş ı d ı r u n u t m a...

    Yılmaz Odabaşı

    Ayrılık Şiiri

    Her satırı
    Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
    Bir mektup bırakarak
    balıkçı koyundan
    sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
    bir sabah usulca ayrıldın
    koynumdan

    Bütün yolcularını
    Boğaz köprüsünün çaldıgı
    Araba vapurunun
    boş seferleri
    gibi yanlızca rüzgâr
    gezinir sensiz
    yüreğimde

    Durgun bir sudur aslında deniz
    ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
    kuytu bir iskelenin
    tahtaları altına yazdıgım
    ayrılık siirini okudukca
    dalgalanır...

    Sunay Akın

    Aşk Çizgisi

    Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
    Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
    O çizgiden başka bütün çizgiler
    Aşkı tüketmede

    Kimi dik çizgilerin kimi paralel
    Eğri büğrüsü, düzgünü, kalını, incesi
    Ve bir gün sarıyor bütün çizgileri
    Ölüm çizgisi

    Bense hep seni çiziyorum kağıtlara, duvarlara
    Yeşillerle, morlarla, mavilerle
    Resmini yapıp adını yazıyorum
    Renk renk çizgilerle

    Tut ki iki noktayız birbirinden uzak
    Bir çizgiyle aramızı birleştiriyorum
    Sonra bir ev yaparak çizgilerden
    İçine seni yerleştiriyorum

    Başlıyoruz geometrik yaşamlara
    Nokta nokta, şekil şekil
    Ve bir tek çizgi oluyoruz seninle, mutlu
    Öbür çizgiler umurumuzda değil

    Her düşünce aşka teğet geçiyor
    Tanığı çizgiler var olduğumuzun
    Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
    Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Dünyanın En Tuhaf Mahluku...

    Akrep gibisin kardeşim,
    korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
    Serçe gibisin kardeşim,
    serçenin telaşı içindesin.
    Midye gibisin kardeşim,
    midye gibi kapalı, rahat.
    Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
    Bir değil,
    beş değil,
    yüz milyonlarlasın maalesef.
    Koyun gibisin kardeşim,
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen
    ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
    Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup
    deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    Ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende.
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
    kabahat senin,
    — demeğe de dilim varmıyor ama —
    kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

    1947

    Nazım Hikmet Ran

    Pia

    ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia'yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia'nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia'nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm.

    Attila İlhan

    Bana Bir Şarkı Söyle

    Özledim sesini ne olur konuş
    Bir gül açtır zamanların ötesinden
    Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
    Gök mavisinden, deniz mavisinden
    Bana bir şarkı söyle
    İçimde bir şey kımıldıyor
    Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
    Bir baksana ne haldeyim deli divane
    Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
    Bana bir şarkı söyle
    Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
    Dökül karanlığıma ışıklar gibi
    Al beni, en uzaklara götür
    Sesin, aksin içimde bir pınar gibi
    Bana bir şarkı söyle
    Bütün renkleri kat birbirine
    Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
    Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
    Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
    Bana bir şarkı söyle
    Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
    Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
    İşte öyleyim, kapkarayım bu gün gel
    En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
    Bana bir şarkı söyle

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Veda

    Silahlara veda
    Geceye rüyaya ve sana
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
    Düzenlerin çıkmazına

    Çizdiğim resmin
    Saat kulesi ağlıyor
    Ağzım o çeşit yok
    Şişe bu çeşit var

    Sen bir gece gelsen
    Güneş doğmasa
    Gitmeden yine gelsen
    Bu yeni geleni
    Bu bize bakanı
    Sana bir anlatsam
    Güneş doğmasa
    Sandıkların içini göstersem sana
    Çizdiğim resmin
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde
    Bir rafa koyabilsen
    Olup biteni ve onları
    Sabaha kadar konuşsak
    O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam
    Ateşi karı tüfeği çeksem
    Ocağa pencereye kapıya

    Kemana veda

    Yağmurda şeytan ve şapkası
    Silahın ölümünü kutluyorum

    Tren kaçırmış gibiyim

    Sana veda

    Sezai Karakoç

    Çekmece

    Büyüklerle ben yapamıyorum
    çocuklar da almıyor beni oyunlarına
    devlet dairesinde
    yangından kurtarılmayacak
    sıkışmış bir çekmece gibiyim
    açılamıyorum sana

    Kardeşiyle sokaklarda hep
    bir örnek giydirilen sen
    nasıl sevmezsin eşitliği
    yürürken düşen çoraplarını
    aynı hizaya getirmek için
    annen değil miydi önünde diz çöken

    Öpüşme sahnesinin tam ortasında
    içeri girdiğin yazlık sinemanın
    yer göstericisiyim
    yürüyorsun fenerimin ışığında
    yer: Kız Kulesi
    ve sonu ayrılıkla bitecek
    hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
    beyaz duvarında

    Bir kez olsun çıkmazken ağzından
    seni sevdiğimi
    her gün söylememi yadırgama
    bil ki bu şehirde
    iskelenin verilmesini
    beklemeden atlarım vapurlara

    Son karesi gibi Red Kit'in
    batan güneşe doğru
    sürerken atımı
    gitme kal demeni bekliyorum
    ama yalnızca
    rüzgar çekiştiriyor atkımı

    Sunay Akın

    Bahar Gülü

    Akşamdı adı bahar mı gül mü güz mü ilk görüşte gülmeye başlamıştı biraz dalgın sesi titrek selam vermemiştim oysa belkide kırdım istemeyerek hızlı hızlı yürüyordu kaşını almış dudağını boyamıştı yüzü sonbahar hüznü güneşe benziyordu gülüşü birden bire geldi beklemiyordum keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma hep böyle cana yakın mı bakar acaba? Akşamdı uzak bir deniz kenarında oturmuş efkar yakıyordum karanlık tutmuştu yolları kimbilir kimin k boynundaydı kolları gecelerdir kötümserdim sakallarımı uzatmış durup durup uzakları dinlemiştim belki de bir zehirli göz tarafından zehirlenmiştim telofonu geldi aniden dilinde kelimeler sişeyler söylüyordu dilinde kelimeler silerek bilmeyerek bişeyler söylüyordu gülerek yaz geçti kış geçti benden bir bahar geçti ben bahardan geçmedim Akşamdı Uyanıktım yatağımda oturuyordum İstanbul mışıl mışıl uyuyordu.Şimdi ne yapıyordu ne yemiş ne içmişti nerede dans etmişti gözleri dolu muydu yoksa düşleri dolu muydu neyse neyse bunları düşünmek istemiyordum kanıma girmişti bir kere sanki başı göğsümde eli elimdeydi yaşamak sevmekten geçer diyerek belkide sevdim isteyerek Sabahtı O yoktu ben yıkılıp gitmiştim bir daha ne zaman nerede ne olacağımızı ikimizde bilmiyorduk.Belki yeni başlayacaktık belki hiç başlamayacaktık belki de başlayıp bitirmiştik Belkide Belki de...

    Nazım Hikmet Ran

    Unutmaktan Geliyorum

    UNUTMAKTAN GELİYORUM

    'Gitmeler bana kaldı'

    Daha üç adım olmadı çıkalı bu sevdadan
    Ayrılığın kokusu hala üzerimde
    Avuçlarımda buzdan bir alev
    Yüreğimde yepyeni bir ateşkes
    Gitmeler bana kaldı yine bu aşktan
    Bütün sayfalarım sil baştan
    Sonu nereye varacak bilmiyorum
    Oysa içimde inadına yanan bir mum
    Dokunma ellerime-sönmedim daha
    Unutmaktan geliyorum.

    Daha dün kirpikleri kadar yakındım ona
    Her gece düşlerinde sabahlıyordum
    İşte orada köşebaşında bıraktım ellerini
    O bana
    Ben ona ağlıyordum
    Son tetiği gözleri çekti gözlerime
    Kanıyor kanıyordum
    Ölüler yalan söylemez bilirsin
    Deliler gibi seviyordum.

    Daha biraz önce
    Onu öpen bu dudakları aynalarda parçaladım
    Onu okşayan bu elleri bir yangında bıraktım
    Ona gülen bu gözleri zindanlara attım
    Yüreğim ayazda
    Kaç şiirim çığlıklar attı ardından bilemiyorum
    Bavullar dolusu hatıraları bir mağaraya taşıdım
    Yalnızlığımı bir dağ başına
    Kendimi nereye koyacağımı bulamıyorum
    Ne olur ayıplama beni
    Susmadı daha gözlerim
    Ağlamaktan geliyorum.

    Zıpkın yemiş balıklar gibiyim
    Şimdi bir ıslık bile dağlar yüreğimi
    Bir eski şarkı yağmalar bütün uykularımı
    Çıkmaz sokaklarda kaldım biliyorum
    Başım dönüyor, ben dönüyorum
    Acele etme ne olur bekle biraz
    Daha yakmadım bütün gemileri
    Daha yırtmadım dönüş biletimi
    Öyle yorgun öyle bitkin ve öyle sürgün
    Unutmaktan geliyorum...

    Ahmet Selçuk İlkan

    Ben Eylül Sen Haziran

    Bir eylüldü başlayan içimde
    Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    Çimenler sararmıştı
    Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    Deli deli esiyordu rüzgar
    Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

    Neydi o bir zamanlar
    Sevmişliğim, sevilmişliğim
    O heyheyler, o delişmenlikler neydi
    Ne bu kadere boyun eğmişliğim
    Ne bu acıdan korlaşan yürek
    Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
    Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

    Beni kötü yakaladın haziran
    Gamlı, yıkık eylül sonuma
    Bir ilk yaz tazeliği getirdin
    Masmavi göğünle
    Cana can katan güneşinle
    Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    Çiçekler açtı dokunduğun
    Çimler büyüdü yürüdüğün
    Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

    Basımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    Dallarım yere değiyor
    Güneşi batmadan saçlarının
    Bir dolunay doğuyor bakışlarından
    Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
    Ölebilirim artık

    Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    Baksana; parmak uçlarım ateş
    Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
    Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    Benimle meydan oku her çaresizliğe
    Benimle uyu, benimle uyan
    Birlikte varalım on üçüncü aylara

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    annuska   12 Ekim 2008 23:15   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    yamurda şemsiyeyle küfür etmek

    conversationalist   12 Ekim 2008 23:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    harbı lan hem sevgılı yok hem yagmur ıkısınden bırı olsaydı yagmur olsa daha ıyı sevgılı sımdılık gereksız

    yakalama   12 Ekim 2008 23:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hem yagmur yoq
    hem de öpüşülcek o kadar özel insan

    taku   12 Ekim 2008 23:13   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    oo lan bırak yağmurda öpüşmeyi, uzun zamandır elini tutacağım bir sevgilim bile yok amk :/

    blackvitruvius   12 Ekim 2008 23:12   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    kambercim Türkçe yaz anlayalım bari
    ya da yazma anlamayalım..

    saripapatya   12 Ekim 2008 23:09   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    the girl   07 Ekim 2008 12:22   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Denizde yüzerken bir de üstüne yağmur yağarken öpüşmek....

    Subzeroteo   07 Ekim 2008 12:14   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    hepiniz duygusalsınız başıma aq
    yağmurda götündonar bi kere

    Jane Doe    05 Ekim 2008 15:01   aferim     (4 puan)  |   Yk 

    opusmek ne kelime, zikisiyoz bile.

    ulusalci   05 Ekim 2008 14:53   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Hhhhh ohaaaa!! Siz bide öpüşüyonuz mu yoksaaaa?!! Ulan ne ayıp şey

    Dutduru Dunya   05 Ekim 2008 14:35   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yağmurda sarılmak

    dudus   05 Ekim 2008 14:34   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :poh poh

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.