insana yabancı birini aramak zorunda kalmak.
Bunun dışında demode bir "sosyalleşme" metodur.
Toplumlar sınıflandırılır ve "öc ile kin" yüceltilir.
Bunların hepsi de "iyi şeyler" adınadır bu arada.
Devletleşmiş otokratik bir klancılığın "aydınlık çağı" olarak
"seçme hakkı" Üni. mezunun oyu 5 oy sayılsın demeye varıncaya dek, sonuna dek o özel ve tüzel, kamulaşmış ve özelleşmiş demokratik uykunun "seçtiklerine" batar da batar, bir kabustan diğerine koşarlar, her defasında bir kuşak daha aptallaşmış, bir kez daha moronlardan bilim adamları yaratmanın yolları bulunmuş ve bir kez daha ruhsuzlardan sanatçılar sağılmış, halka mal olmuş, gazete olmuş, ceviz kabuğu, big brother olmuş, işi gücü, anası babası konu komşusu çoluk çocuğu olmuş olarak, hep daha "yitmiş" daha "hayvan" daha "düşman" olarak...
yabancılaşmış insan yalnızca küçülmüş, zavallılaşmış, kısırlaşmış, ama henüz özü bozulmamış insan değildir. yabancılaşmış insan bundan daha da ötede, kendi aleyhine dönmüş, kendi varlığının düşmanı haline gelmiş insandır. yabancılaşmada insan varlığının dıslaşmış, nesneleşmiş güçleri, her an kendisine karşıt olarak değişmekte ve ölümüne dek ona refakat etmektedir.
@deniis
allah seni davul etsin
kendine yabancılasınca acı veren bişe galiba..
kokulara yabancılaşmayı deneyin
koku fikrini ve kokuyla ilintili bütün hatırları beyninizden silip
bir çiçegi koklayın
tavsiye ederim
kendisiyle drama inceleme bazında fazlaca muhatap olduumdan son dönem tiksintimi kazanmş bişi ne o ya yabancılaşmaymş peeeh
Kendime aynada bakıp içimi gördüğümde
bir başkasına öteki gözüyle baktığın an!
kendine yabancılaşma insan bazı vakit
bir yabancı olarak görebilmeli kendini ve bazı bazı uzak durmalı kendinden
yabancılaşma, sibel can'ı s.çarken hayal edememektir, yabancılaşmanın ne olduğunu bilememek ve yabancılaşma olmadığı takdirde insanın nerede ve nasıl olacağını hayal edememektir.
en yalniz oldugun an...
çoğunlukla kendime
alienation. beraberinde grostekliği getirir.
bu yabancılaşma kavramını duyunca aklıma ilk gelen kişi kafka. hayatı boyunca kendisine bu kadar yabancılaşmış biri daha yoktur herhalde. yaşamı yaptıkları oz benliği tam bir roman karakteri.
sistematik aralıklarla yaşarım
ilginç yorumlar olmuş :) giyinmek, tuvalet denen bir odaya gidip işemek, evlenmek, böcekten korkmak, iyi olmak, saygı duymak vb. kendimize sonradan eklediğimiz her şeydir yabancılaşma.
Biliyorsanız size anlatacağım.Bilmiyorsanız anlatmam.Deneyimlerimiz ne kadar farklı olursa olsun yalnızca tek bir amaç olabilir:Apaçık görüneni açığa çıkarmak.Birinin bir diğerine kendisinin bildiğini bilmesine izin vermek bir şey dir.Kendini beğenmişliğin sosyal ayıbını göze alarak-belki bu daha ziyade bir saygı sorunu dur-,diyalog içine girilen kişinin apaçık görüneni kavrayıp aramızdaki boşluktan bunu kovacağına kesin gözle bakmaksa bambaşka bir şeydir.O zaman da kişi yeterince acımasız değilse,bir sadizm icat eder.Yabancılaşma,bilinçdışı bilinç.Doğadaki diyalektik.
Bilgi,yabancılaşmadır.İçle dış arasında öyle güzel salınır ki,onun gerçekten orada olduğunu sanırız.Bilgiyi bir tutam tuzla birlikte alırsak,üstelik onu kullanabilirsek hiç sorun kalmaz.İyi yabancılaşma da olasıdır-yabancılaşma ahlaksal bir lanetleme değildir.
esas olarak üretimle bağlantılı bir olgu olarak, kapitalist dünyada doğan ve karşı çıkmayan her bireye giydirilen bir elbise. giymemek tabi ki mümkün ancak bir çoğunun gözünde çıplak kalmak kaydıyla.
kişi kendisine, çevresine, doğaya ve tüm topluma yabancılaşır. ani geri dönüşler ''nerdeyim ben'' etkisine neden olur. kendi ürettiği araçların ve kavramların nesnesi haline gelen insan yaptığı işe ve ürettiğine düşman olur, ne ürettiğini bilmeden sadece dayatılanı yapar hale gelir, çoğunlukla ürettiğini alacak kadar geliri olamayabilir.
yabancılaşma hakkında bir çok düşünür fikir beyan etse de esas olarak marx ın söylemleri anlaşılır.
yabancılaşma aynı anda kendileşmeyle ilintilidir. Kapitalist uretim sisteminde cemaatden kopan birey uzmanlasmanın etkisiyle kendisine has bir benlik insa ederki bu insan turunede yabancılasabilir bazen, yaman durumdur.