Bozkırın ortasından yükselen bir "garip" çığlıktır. Keskinli Hacı Taşan'ın usta torunu Tufan Altaş'ın içli sesinde kimliğini bulan ve alıp çoook uzaklara götürse de hiç uzağınızda olmayan muhteşem türkü. Sakın ola kafanız iyiyken dinlemeyin; çarpıyor, vuruyor, dağıtıyor...
Keşke gelmeseydim yalan dünyaya,
Bu bitmeyen dertlerimden usandım.
Meyil verdim bir vefasız Leyla'ya,
Mecnun gibi çöllerinden usandım.
Meylim verdim bir vefasız leyla'ya
Mecnun olup çöllerinden usandım
Sefaleti yoksulluğu aramam,
Onun için can dostuma yaramam.
Sıkıntım çoğalır eve varamam,
Nazlı yarin dillerinden usandım.
Sıkıntım çoğalır eve varamam,
Nazlı yarin dillerinden usandım.
Kulfani'yim senin çilen bitmiyor,
Yaktığın ocaklar duman tütmüyor.
Sılan bile dönsen kabul etmiyor,
Şu gurbetin yollarından usandım.
Sılam bile dönsem kabul etmiyor,
Şu gurbetin yollarından usandım.
Ah hele şu son sözler yok mudur; gariplik daha başka nasıl tanımlanabilir ki..? Abdal felsefesi bütün derinlikleriyle içine sinmiştir. Birbaşına uçsuz bucaksız bozkırlarda gecenin soğukluğu, kuruluğu ve kavrukluğu daha nasıl anlatılır?
Neşet Ertaş'ın o çok bilinen güzel türküsü Yalan Dünya'dan daha anlamlı buldum. Benzer duyguları Çekiç Ali'nin Zeynebim'ini dinledikten sonra Erkan Oğur'un yorumladığı Zeynebim türküsünün tamamen anlamsız bir ses ve söz yığınına dönüşmesinde de yaşamıştım.