Zaten tüm korkular yarım kalmalara dair değil midir? Hep kaçtığımız, kendimizi sakındığımız o en büyük kabus. Yarım kalan aşklar genelde yitip giden aşklardan daha kötü koyar adama. Yarım kalmışlık, bir tür havada kalmışlık, bir şaşkınlık saklar içinde. Hazır olamayış vardır... Ölüm acısı gibi sarsar ani bitişler, eğer hazır değilse taraflardan biri böyle bir şeye.
Aşkın tarifini en iyi kadınlar yapar diye düşünüyorum. Onlar bilirler böyle bir deneyimin tam kıvamındaki tadını anlatacak reçeteyi. Evet, iddia ediyorum, en iyi kadınlar bilir bunu... Çünkü doğum yapmaya benzer aşk. Sancılıdır ama sancılı olduğu kadar da umutla doludur, sevinçle doludur. Yeni bir kalbe tüm güneşlerle doğmak, tüm yıldızlarla doğmak, tüm şafaklarla doğmaktır doğum yapmak. Bir de doğarken ölen bebekler vardır. Dışarıda olanların tesellisi fayda etmez pek... "Olacağı varmış... Ya daha sonra olsaydı? Ya sen iyice alıştıktan sonra kaybetseydin?..." İşte, böyle şeyler söylerler yüreği elinde kalmış anneciklere... Oysa düşünmez hiç kimse acısını, bilemezler ne demek olduğunu yarıda kalmışlığın...