efendim hayat günden güne hızlanıyor, insanların ilişkilerini çabuk bitirmeleri de bu gelişmenin sonucu. bir ilişkiyi bitirmek demek yeni bir ilişkiye başlama fırsatını da beraberinde getirir. değişim nerdeyse modern yaşam tarzının beraberinde getirdiği bir özdeyiş haline gelmişse, insanların elbise değiştirir gibi sevgili değiştirmelerinde de yadırganacak bir şey yok...
...da, bu ilişkilerin bu kadar çabuk bitmesi, yani tüketilmesi, sevgi kavramının şu yaşadığımız toplum içersinde içinin boşaltılmasıyla da alakalı. modern insan kendine yabancıdır, modern insan tüketicidir. sevgi ve aşk şu an için tüketilebilen bir nesneye indirgenmiş, sevgili ise sahip olunabilen bir objeye dönüşmüştür. aktif yaşanması, paylaşılması gereken bir duygunun sahip olunabilecek pasif bir bir duyguya dünüşmesi sonucu aşk ve sevgi kavramı yerini haz'a bırakmıştır. tıpkı vitrinde görüp sahip olmayı arzuladığınız bir çift ayakkabı gibi, aşk ve sevgili de toplum hayatı içersindeki kişilik pazarlarında seçilip beğenilebilecek bir nesne haline gelmiştir. oysa haz alınan şeyler geçicidir, satın alınan ayakkabının verdiği haz da geçicidir, bir süre sonra ayakkabılığınızdaki alelade bir ayakkabıya dünüşür ve dışarı çıkıp yenisini ararsınız bu haz duygusunu tekrar yaşayabilmek için. sevilebilecek pasif bir objeye indirgenmiş sevgili de kendi fonksiyonunu tamamladığında yerine yenisinin koyulmasını gerektirir. o zaman da ilişkiyi bitirir yerine yenisini ararsınız. ilişkiyi bitirecek sebepler ise (eğer partneriniz gerçekten denyonun, malın teki değilse) zaten önceden hazırlanmış bize verilmiş bahanelerdir, "ben değiştim", "sen değiştin", "kendime ait zamana ihtiyacım var", "artık aramız eskisi gibi değil" gibi, sadece ortaya çıkacak uygun ortamı beklerler bunlar.
ne zaman hazır olur bu uygun ortam peki, yani yeni nesil ilişkilerin bitme süresi nedir?
efendim bunca yıllık deneyim, gözlem, arkadaş çevresi ve kendimi kobay durumuna soktuğum ilişkilerden edindiğim bilgiyle rahatça söyleyebilirim ki bir ilişkinin yaşanıp bitme süresi 4-5 yıllık bir dönem gerektirmektedir. genelde bu giriş, gelişme ve sonuç süresi kişisel, sosyal ve kültürel etkenlere bağlı olarak değişiklik gösterse de ortalama olarak neredeyse toplum içersinde yazılmamış ama bilinen bir standart haline gelmiştir bu 4-5 yıllık süre.
iki kişinin birbirinden hoşlanması ile başlayan çekim evresi -ki bu etkenler barizdir, cinsel çekicilik, toplumda kabul görme, yalnızlık duygusunu yenme, paylaşım, güven vs.. neyse, boş verin bunları, seks işte asıl sebep. bunu kökenini de açıkça türün devamı için genlerimizden gelen baskı olarak özetliyeyim de lafı uzatmayayım- kısa bir süre sonra yerini ilişkiye devreder. bu giriş dönemi sujelerin içinde bulunduğu sosyal statüye bağlı olarak birbirini tanıyıp ilişkiyi büyük bir hazla yaşadıkları bir süredir ki 6 aydan 1,5 maximum 2 yıla kadar yayılan bir devreyi kapsar. bu dönemin ardından gelen gelişme safhası partnerlerin birbirini tamamıyle keşfettikleri ya da birbirlerini tükettiği bir evreyi içerir ki 2 ile 3 yıl arasına yayılır. bu safhayı da doğal olarak sonuç evresi izler ki bu noktada partnerlerin yaptıkları ilişkiyi bitirecek geçerli sebebi arayıp, suyu kaynamış olan beraberliği bitirmeyi yasal bir zemine oturtma çabasıdır.
tabii bu 4-5 yıllık süre, ilişkinin ve partnerlerin içinde bulunduğu sosyal, kültürel veya kişisel (yaş, cinsel-sosyal tatmin vb.) etkenlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir (haftada sadece 1-2 gün beraber olan partnerler doğaldır ki bu süreyi daha uzun zamana yayabilir. ya da sadece cinsel tatmin amaçlı bir beraberlik, ikame edilecek daha iyi bir partnerin ortaya çıkması durumunda daha kısa sürede de sona erebilir).
benim kendi kendime uydurup her ilişkinin ardında dertlenmek için salya sümük yanıma gelen arkadaşlarımı teselli amaçlı anlattığım bu teorinin geçerli bir yanı yok diye düşünebilirsiniz. bende öyle düşünüyordum, ta ki amerikalı antropolog helen fisher'in why we love? the nature and chemistry of romantic love adlı kitabında bahsettiği fikirlere rastlayana kadar. bu zat benim kendi kendime yaptığım gibi sosyolojik fikirler yumurtlamamış, binlerce çift üzerinde sosyalbilimsel deney ve araştırmalar yaparak sevgi ve aşk duygusunun açlık, susuzluk gibi doğal bir güdü olduğunu, genetik düzeyden gelen bu içgüdüye bağlı olarak sevme ve aşık olma duygusunun genelde 4 yıllık bir süre içerisinde son bulan, doğal bir pattern izlediği fikrini öne sürmüştür (four years itch yani).
tabii her geçen gün hızlanan yaşam akışı içersinde, hayatta kalma içgüdüsüyle bulunduğu ortama ayak uydurup adapte olan insanoğlu da, ilişkileri yaşayıp bitirme açısından gittikçe hızlanan bir tempo tutturmakta sanırım. uzun lafın kısası tuttuğunuzu kaçırmayın!