Yusuf Atılgan da bir çok açıdan varoluşçuluğu benimsemiş bir yazardır.'' Benim yazarlığımdan daha önemlisi günlük yaşamımdır'' diyerek de bunu kanıtlar. Varoluşçuluğun kurucusu kabul edilen S. Kierkegaard'dan çevirdiği bazı pasajları ise Değişim dergisinde (1961-62) yayımlanmıştır. Kendisi Camus, Kafka ve Sartre' den etkilendiğini onla yapılan söyleşilerde dile getirirken, yapıtlarında bu önemli yazarların izlerinin buluna bileceğini belirtir. Yusuf Atılgan’da böylece Aylak Adam' la Türk romanında varoluşçu yaklaşımla yazan ilk yazarlar grubuna girmiştir. Varoluşçuluğun da etkisiyle,bu doğrultuda okunabilecek; uyumsuzluk, bunaltı, saçmalaşan yaşam gibi temaları da öne çıkarır romanlarında. Ama bir çok önemli yazar gibi Yusuf Atılgan da umutsuzluğu alaycı bir ifadeyle yansıtır. İroni C.'nin de tek dayanak noktasıdır.
selim ileri dondurma yalasın
büyük bir şehrin gürültüsünde insan kimseye sezdirmeden yellenebilir,o yellenmezdi.
çağımızda kimsenin bilmediği bir yaratıktan bahsediyordu..sinemadan yeni çıkmış insan..o zaman dedim ki can suyu gibi bir şey buldum, zemzem gibi dağıttım dostlarıma..bir kitap kahramanına aşık olunur mu..oldum..aylak adam...mavi mantolu kadının peşinden gitse hikaye yeniden başlayacaktı..acaba hikayeler yeniden başlar mı?
anayurt otelini okumuştum..bir de aylak adam...
anayurt oteli için selim ileri tam bir albert camus taklitçisi demişti. bunun neresi kötü.
Atılgan, ‘modern insan’ın yalnızlığını, özgürleşme çabasına rağmen özgürleşememesini, toplumun genel ideolojisinin insan üzerindeki rolünü, yabancılaşmasını ‘ku-ya-ra’ ve ‘a-da-ko’ diye adlandırdığı iki kavramla anlatır:
“Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; “Kumda yatma rahatlığı.” A-da-ko: “Ağaç dalı kompleksi.” Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben “ağaç dalı kompleksi” diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako'yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.”
keşke daha çok roman yazaymış,zamanında öleymiş keşke.üç roman üç şaheser:
aylak adam
anayurt oteli
canistan
ayrıca bunu sevenler bunu da sever:
-ferit edgu
-demir özlü
yusuf atılgan ve oğuz atay karakterleri, ''tutunamayanlar''. okunanların akılda bıraktığı hasar.
birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi.içimdeki sıkıntı eridi.
aylak adam/yusuf atılgan
herkese başka görünen şehir-kasaba-köy mekanları için ayrı karakterlerle bize yakın duran saklı kişi
karanlık bir yazar,ölüme yakın.
hocam anayurt otelini okumamızı söylediğinde tanımıştım..anti roman vari ilginç bir kitap..
"Gerçek sanatçı 'yalnız bırakıldığı' için uğraşan değil uğraştığı için 'yalnız kalan'dır."
"Kierkegaard'ın yazdığı zamanlar Tanrı henüz yaşıyordu; Schopenhauer'in son zamanlarında hastalandı ve Nietzsche yazarken artık Tanrı ölmüştü."
"Bir filminde Şarlo suyunun iki karış derinliğinde olduğunu bilmediği bir ırmağa yüksekçe bir yerden balıklama atlıyor. Düpedüz gülünçtür bu. Ama suyun iki karış derinliğinde olduğunu bilip de atlasaydı seyirciler biraz duraksayacak ve 'delinin biri' diyeceklerdi. Acaba suyun iki karış olduğunu bilip de atlayan yalnız deliler midir?
Herkesten önce Yusuf Atılgan vardır... Ayrıca, tercih ettiği yaşam şekli ile sadece kurmaca düzeyinde değil gerçekte de non-konformisttir.
ya aylak adam elbette benim başucu kitabım, müracaat kitabım ve bu güne dek bitirdikten sonra başa dönüp okuduğum ve altını çizerek notlar aldığım ezberlediğim tek roman
aylak adam kıtabnı bolumde incelemiştık..ii bır sunum hazırlamiştımm.ve kendim de bıraz abartarak hayali bir kahraman edınmiştım.. tutunamayn kımlığınne bi kardes mi gerekıyr du ne..ama benni en cok şaşırtan olay ise yaz tatılınde tanıştığım ve eski tufek olarak adlandrdırılan ve edebiyatın içnde olanve yazan bır abımızın
soyledıkleriyddi..soyledıklerı benii hayal kırıklığınna uğtrattıı. haytında hepımızın ve kendisin yuzleşemedığğı bazı soru işaretlerrı var..ozelıklle koy yasayısını neden bu kadar isterık bır duyguyla haytına aldı ve koylu bir guzelle evlenddi..mutllu oldumu bilelmm..ama butun romanlrındaki cınsellk belkide acık bir adres.. kenddi ınanmak istediği bır sınema salonundayıız..en sevdığı mekan bu olsa gerek tum gerceklığının golgessı bu mekanda gerceklşyyrr.. hep oyunun dışında bır gorsellık (cınsellık)ve sadece seyırcci kalma arzusu.. haytının romanlarınn butun bır gerceklığı bu olmasın mı.. bızde şimddi seyrccı olduk.o oyunn kurallrını koydu.. kendı zamnn onculuydu.. baska da bir değrrı yok benm içn..hayal-kırıklığı sadece..
Kitaplarında yabancılaşma ve yalnızlık konularını işler. Çok yalın ve bir o kadar etkileyici bir dili vardır. Aylak Adam kesinlikle bir baş yapıttır ama öyküleri de muhakkak okunmalıdır.