valla benide öldürüyor ama yapacak birşey yok..
aşırı dozu aldım beklemedeyim..
evet gece bitmişti ve karanlıkterketmişti ama gelen asla sabah değildi .bilinenin aksine ölüm beyazdı ve oldukça da aydınlık. gelenin sonsuz mutlukların başlagıcı olan ölüm olduğu besbelliydi,artık zaman diye birşey kalmamıştı verdiği acıda..
kim bilir, belki de kaybeden zaman...
sana zamandan bahsederler
herkese nasıl iyi geldiğinden
kanayan yaraları kuruttuğundan.
bense diyorum ki size iyi gelen zaman aşırı dozdan öldürüyor beni
kanayan karaları tırnakladığında nasıl kanadığından bahsediyorum
arien yok artık...
etiketleri var,
sahipsiz...
az zaman da kafa yapmıyo be
bana bir şarkıyı hatırlattı bu etiket.. zaman sadece zamann..
en belirgin kanıtı da burada ölüp giden tümcelerimiz. yazdığımız an büzüşen kelimelerin duyguları. boğuyor. boğmuşuz aylar önce, bir hevesle.. oysa yormamak lazım; madem nefes alamıyoruz.. susmak lazım..
üstüme gelme be zaman; her yanım sen oldun, ben beni bile bulamazken...
Ben hep bir yerlerde takılı kalıyorum.Acılarımdan çok mutluluklarım eskiyor.Yelkovanla akrep arasına sıkışmış gibiyim o yinede beni savuruyor.Büyümek istemiyorum beni hiç dinlemiyor.Heveslerimi de eskitiyor.
Bana hiç aldırmıyor,geçip gidiyor...
zamanın altın vuruşu...
kıpırdasın bir şeyler dalların arasında serçe
gözlerini kamaştırsın suya insin son kalan karacalar zahide omzunda çapası elinde azık torbası tutsun bağın yolunu kentlerde kora sesleri iskarpinlerin yere değişi yataklarda bırakılan bırakılan ürpertiler bak o zaman
isterse kadrana vurmasın vurmasın hiçbir şey
zamanı zamanında yaşayabilirsin baktıkça içine
aydınlattıkça ruhunun derinliklerinde derinliklerinde karanlığı yaşarsın bilerek zamanı belki belki son atışı olsa da senin için kadranın zamanını bilirsin yaşadığının
Zamanın üzerine kustum, içimde olmayan hiçbir şeyi.. Zaman gülümsedi, ardımdan fırlattı tüm dikenlerini, kurudu sonra, avuçlarımda anlamsızlaşıp gözleri kızardı.. Biz öldük, zaman, bizden habersiz yaşardı...
zaman kaç bilebilir misin gecenin sessizliğinde ne güneşin eğdiği gölgeler vardır nede aydınlatan ışığı sorsam desende birilerine karanlık yutmuştur yanıtları
sokak lambası verse de ışığını aldatmasın gölgelerin boyu sizi toy eğlenceler düzenlenir
yanıp sönen ışıklar ışıkların altında gecenin bir yerinde namludan çıkan lav gibi kısa
ve ömürsüz eritip geçer yakarak görünmez bir şeyleri bir anlıktır bir anlıktır görmek
görmek için o anı tetik beklemek
beklemek gerekli zaman kaç bilebilir misin
gecenin sessizliğinde vurmadan ayın şavkı
kadranın üzerine yansıta bilir mi vursa da üzerine ben bildim bileli ay karanlığın içerisinde gün dönmeli dünya dönmeli yürümeli zaman ağır ağır çıkmalı güneşin ışığıtopraktan çıkar gibi başağın başı fark etmez isterse yarmasın denizi yalamasın dağın doruğunu
bir çınarın yaprakları arasında yada virane bir kulubenin kiremitsiz çatısının ardından
sıyrılarak bıraksın ışığını
yukledıgın sorular cevapsız kalmasından sıkıldım artık gunler gectıkce saatler sureklı ıklımlerde dondugu muddetce bu zaman asırı dozdan olmeye hak kazandıgım zamandır soylemedıklerım ıcımde bıraktıklarımdan arta kalanlar ıcımde bır hıcran olusturmaktadır:(
Damarlarında akan kanın yüzüne sıçramasından utananlarla işim yok, çünkü benim bileklerimi kesen sensin.. Sen hiç kimsesin... Git..
çınar ağaçları ölüm orucunda haşarat ayaklarımla geldim geceye bu şehir şimdilik şurda unutulsun uzun bir bıçak vardı ya avucumda kendi kendini kanatırdı sessizce
sevdiğim kadının adı sokak adları sokak atları ve sokaksız yalnızlığım içimde tuzlu bir mağma taşırmışçasına yüzüme geldim yüzümde kuru çam yaprakları çamlar dediysem inanmanız da gerekmez pencerelerden sarkıtılan
kaçık kadın çorapları.. aaah! ölüm! zulmettikçe hicvedeceğim seni içeceğim anasını satayım
kusacağım da! her yere bakan gözlerimle..
tut elimden istanbul! tut elimden pis .rospuDUYGU(larım)!tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın tut ki elim bir an olsun sıcak
bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi imzasız kalsın!
kolay değil elbette
karşı koymak yüzün küçülürken aynalarda
yaşama karşı, bir avuç gelen yüreğinle..
kolay değil elbette
gece büyürken ayın çevresinde katlanarak
acı da çekeceksin, korku da duyacaksın
ezilecek sesin
herşeye göğüs germesini ögrenip
insanları seveceksin
ben olrsem karakutumu bulamayacklar ne bir ask zerafeti ne bir hayal tabiri.. küçücük ömrm
hep rüzgar gülleri kokacak bir sinek cenazesinden dönmsum de sanki
agzim burnum kanyak denizden yeni çikartmislar yagmurun ölüsünü mevsimlerden napalm günlerden ilkbahar hummali sabrimin glayöllü dag köyleri
sana hasret sakimak mi yakisacak
çok arayacak çocuklugum esas sirrini
benim yüzüm bir kedi amipidir
ben ölürsem o kendiliginden çogalacak ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar
ne bir buz yorgunlugu ne bir sinema perdesi yirtik küçücük kabrim bir çocuk kalbi gibi haylaz olacak
ben olursem zamanda hayatta kıçına kına yakacak