düşünebilmek için modern yaşam alışkanlıklarından, şehir kültüründen kurtulmak gerekir.
telaş, sabırsızlık; zamanı anlamamıza ilk engel, bunu ortadan kaldırmalı.
örneğin bir balıkçı kasabasında, balığa çıkarken bir balıkçı dostumuz dönüşte sana uğrayıp kahveni içeceğim derse
....
ya da günlük 91-8 rutininde bir arkadaşımız yarın saat 8 buçukta sana uğrayıp kahveni içeceğim derse
...
bekleriz. beklemek hangi durumda daha sıkıcı olur.
beklemeyi bizler için zorlaştıran nedir?
bir zamana ayarlı olmak, bir şeyleri beklemek, işten çıkışı, emekliliği, özgürlüğü beklemek, hemen şimdi olabilecek şeyler için beklemek zaman ile ilişkimizi telaş ve sabırsızlık duygularıyla kurmamıza neden oluyor. bir yerlere yetişme zorunluluğu içinde kaybolup gidiyoruz. halbuki, haftaya görüşelim diyip haftaya görüşebilmeliyiz.
hakkında düşünmeye maalesef uzun süre devam edemediğim kavram.
büyük ihtimalle grafik çizimlerden etkilenerek zamanın soldan sağa seyrettiğini düşünmüşümdür, ancak zaman doğrusunun yukarıdan aşağıya indiğini hayal eden birine rast geldiğimde de düşünmeden edemedim.
"zaman enerjisi" kitabındaki en güzel sorulardan biridir şu: "birey oluşun acaba zamanı kavrayışımıza etkisi var mıdır?" ve devam eder: "örneğin avustralya yerlileri, birsürü eğitilmiş insanın anlamakta güçlük çektiği zamansızlık anlayışına sahiplerdir"
zamansızlık özgürleştiriyor.