Ne rezil kepaze bir filmdi bu. Hatırladım şimdi ve ürperdim. Hem sıkıcı hem de haddinden fazla uzun. Uyu uyuyabildiğin kadar.
taş gibi askeri botlar üreten firmadır. 7 metrelik botları ile dalgadan dalgaya girilir, denizde uçulur, bana mısın demez. Şimdi bi de "CZ7" modeli diye 245.000 dolarlık sivil olanını ürettiler.
‘Cennette yeniden doğacağım ve bütün öldürdüklerim benim kölelerim olacak. Size ismimi vermeyeceğim. Çünkü sonraki hayatım için köle toplamamı yavaşlatmaya veya durdurmaya çalışacaksınız.’
Zodiac Killer
azimle sonuna kadar izledim tam 2 saat 32 dk sürdü ama değdi bence uzun olması kopukluk yaratmış belki ama harka kurgusuyla ve oyuncularıyla toparlayıvermiş .
gökyüzü, burçlar kuşağı demek..
daviz fincher için ısrarla sabırla sonuna kadar ızledım,başından sonunu adım gıbı bıldıgım halde.mektuplar cok karızmatıkdı ama senarıstı alkışlamak lazım ayrıca.
son zamanlarda izlediklerimin en iyisi
Fight club / seven / game.. tüm bu harika filmlerin hatırına, konusunu bile okumadan, kesin güzeldir diye aldığım film ve sonuç: hüsran..
fincher bir sezonluk cnbc-e dizisi çekmiş neredeyse.. tavsiye etmem.. yönetmenlikse başka filmlerini izleyin ya da ne biliyim yönetmenlik ve senaryonun buluştuğu filmleri izleyin ama bu filmi kesinlikle izlemeyin. oyy çok müdahaleci gördüm kendimi, şimdi naparsanız yapın dicem sana ne diceksiniz, haklısınız..
iyi takılın o zaman dicem, takılırız takılmayız seni ilgilendirmez diceksiniz eyvallah bana müsaade..
sakın izlemeyin..
David Fincher'ın anti Se7en filmi. Katilin kim olduğu sorusundan çok ötede, Zodiac'ta toplumun ve katilin peşindeki insanların psikolojisini izliyoruz. Ağır temposu birçok kişiyi sıkmıştır, izleyecekleri de sıkabilir ama A.B.D'de terörün kökenlerini görmek isteyenlere harika bir zekâ örneği.
uzun lafa gerek yok film üç saat boyunca kaşınan poponu kaşıyamamak kadar acı çektiriciydi.
Fincher, 'zaman'a karşı!
Fatih Özgüven
24/05/2007 (1089 kişi okudu)
David Fincher çok iddialı bir işe kalkışıyor ve başarıyor; seri katil hikâyesini hem sosyal tarih, hem de modernist bir 'sır', var olmayan bir merkez olarak (yeniden) anlatmak...
Ve sonunda 'Zaman'a varmak. 'Zodyak'a gidenler ne 'Yedi' gibi dini ne de 'Dövüş Kulübü' gibi toplumsal bir alegori seyredecekler. O filmler de hayranlık uyandırıcıydı ama Fincher'ın son filminin modernist sinemanın başyapıtlarından birine, Antonioni'nin 'L'Avventura'sına benzediğini söylersem Antonioni hayranları da Fincher'cılar da kızmasın.
'L'Avventura'da, tekne gezintisine çıkan bir grup insanın içinden biri kaybolup filmden çıkar. Filmin geri kalanı, karaya çıkıp hayatlarına devam eden grubun hikâyesi, onların (bu kayboluş vesilesiyle) hayatlarının çözülüşüdür. Oscar Wilde'ın diyeceği gibi 'bilmecesi olmayan Sfenks', Borges'in diyeceği gibi 'merkezi olmayan bir labirent' görünümü arz eden bu hikâyede, klasik polisiye hikâyedeki gibi merkez kaybolan kız değil, onu arayan ve bir süre sonra da vazgeçen- kimselerdir. Ya da zaten merkez yoktur. Merkez dağılmış, etrafa bölüştürülmüştür. ('Peki kız noldu?' diye sormaktan vazgeçersiniz bir süre sonra.)
Fincher'ın 'Zodyak'ın da ise niyet aynı ama gidişat tersi; Antonioni'nin kaybolan kızının tersine, 'muhtemel' katil burda filmin yarısı ila dörtte üçü kadar bir süre sonra güçlü bir namzet olarak hikâyenin ufuk çizgisinde beliriyor ve bir sürü olayın arasında bir serap gibi 'orada duruyor'. Duruyor, duruyor. Sonra film bitiyor.
Fincher epik sıfatını gerçekten hak eden bu filmde 50'lerin sonu ile günümüze gibi bir zaman dilimi içinde bir sosyal tarih anlatıyor bir kere. Bir toplumun yüzünün, gazeteciliğin, polisliğin, binaların, makinelerin nasıl değiştiğini, kriminal araştırmanın uzun, bürokratik tarihinin nasıl zahmetli halkalar halinde kımıldandığını... Bu Amerikan sinemasının zaten iyi yaptığı bir şeydir. ('Siyah Dalya'yı da ona çektirmeliydiler.) Ama Fincher'inki daha da değişik bir şey. Epik, malum, genellikle 'kuruluş hikâyesi'dir. (Sinemada Scorsese'nin 'Casino'sunu düşünün.) Fincher ise epik'i bir anti-epik, Antonioni'msi bir 'çözülüş hikâyesi' olarak anlatmayı başarıyor; insan hayatlarından oluşan bir resmin çözülüşü... Çünkü 'Zodyak', Zodyak cinayetlerinin kimliği az çok belli katilinin etrafındaki insanların hikâyesi aslında. Polislerin, gazetecilerin, karılarının, çocuklarının, el yazısı uzmanlarının, katil namzedinin etrafında bulunmuş kimselerin hayatlarının aldığı yönlerin, hayal kırıklıklarının, sönen heyecanın, saplantının tavsadığı ve yeniden parladığı noktaların... Sonuçta katil bahane oluyor.
Fincher'ın büyük iddiası, 'Yedi'deki gibi bir 'çizgileri birleştiriniz' ya da 'ipuçlarını izleyiniz' hikâyesi yerine, çizgilerin karmakarışık bir yumak olduğunu, ipuçlarının ille de bir yere çıkmadığını önermek. Filmin gerçek katili bir anlamda 'Zaman'. İzleri silikleştiren, ip(lik)uçlarını birbirine dolayan büyük eşitleyici. Sonuçta Zodyak Katili sadece birtakım cinayetler işlemiş olmuyor, esas olarak bu cinayetlerin etrafını saran insanların hayatlarını yavaş yavaş söndürüyor, solduruyor, bir silgiyle siler gibi siliyor... Bunu gereğince anlatmak için de 158 dakika gerekiyor elbette. 'Zodyak'ın 158 dakikasının tek bir anında sıkılmadım. (Hemen gidip yeniden gördüğüm düşünülürse 316 dakika.) Fincher'ın son projesi Scott Fitzgerald'ın çok sevdiğim bir hikâyesi. İhtiyar bir adam olarak dünyaya gelen ve insan hayatının normal akışının tersine giderek gençleşip bir bebek olarak ölen adamın hikâyesi. ('2001'in sonunu hatırlayan var mı?) Böyle bir hikâye ilk bakışta Tim Burton çağrıştırıyorsa da, belki de tek gerçek 'epik' konu olan Zaman'a takılmış görünen Fincher bize gene zamanla ilgili harikulade bir şey anlatabilir. Fincher, benim için, 'Zodyak'ta çok ilginç bir yönetmen olmaktan çıkıp büyük bir yönetmen oldu.
ömrümden 3 saat çalan sıkıcı bir film.bi ara uyuyakalabilirdim.oyuncular iyi olmasa hiç çekilmezdi.
aylardır bekliyordum ve sonunda izleyebildim. fincher in acaba se7en dan sonra nasıl yapıcak yeni bir seri katil hikayesini, kendini hiç tekrarlamıcak mı diye düşündüğüm ama film başladıktan sonra bu düşüncemin yönetmene azıcık hakaret kapsamına girdiğini gördüğüm film.
filmi izlerken dedektiflerden ya da gazeticilerden biriymiş gibi kendiniz kaptırıyorsunuz en azından ben öyleydim (ruhumda var detektiflik ah ayrıntılar:) )
sonunda katilin kim olduğuna karar vermeyi de size bırakmasıyla kendi ipuçlarınız yada en inandığınız kanıtlar eşliğinde 'bence şuydu' die çıkıosunuz salondan..güzeldi ben beğendim, ayrıca hiç de öyle ağır işlemiyo hikayeyi valla ben bazı yerlerde hızına yetişemedim bile denebilir..
zodiac için proje aşamasındayken çok ümitlenmiş, fakat ilk trailerla suküt-u hayale uğramıştım... yine de bir david fincher filmi izlerken en azından yönetmenlikten yana rahat olacağımın bilgisiyle seyre koyuldum... nefis bir giriş, leziz bir gelişme ve harikulade bir sonuç(!) faslıyla zodiac yılın en iyi filmlerinden birine dönüştü neznimde...
muazzam bir işçilikle kotardığı, şahane bir atmosfer yarattığı filminde, spesifik bir sinema zevkine hizmet etse de, ulaştığı kitleyi fethetmeyi başarıyor fincher... ve fakat herkesin kolay içine girebileceği ve hemen sahipleneceği bir film de değil zodiac...
mark ruffalo tüm kalabalık ve parlak kadronun parlayan yıldızı... bir sahnede bile tekrara ve yavanlığıa tamah etmeyen oyunuyla en azından bir yardımcı erkek oyuncu oscarı hak ediyor... robert downey jr., jake gyllenhaal, dermot mulroney, elias costa (özlemiştik robert de niro jr'ımı), brian cox ve philip baker hall, hepsi şahane! aynı adlı romandan uyarlanan senaryo muazzam... görüntü ve sanat yönetimi kusursuz...
ve en nihayetinde filmin bütün o demode hali perdede retro fırtınası yaratıyor... anılan filmlerle ve sinema tarihine yaptığı göndermeleriyle (bullit, dirty harry, filmin kilit mekanlarından birinin bir sinema salonu oluşu...) buram buram lezzet akıyor filmden... coşkuma bakıp da başyapıt yakıştırması yapamayacağım, (öncelikle memories of murder gibi bir filmden sonra çekilmiş oluşuyla birlikte) bazı eksiği gediği var elbette... ama her bünyede farklı duran haliyle yılın en tartışmalı filmlerinden biri olacağa benzeyen zodiac, bana kalırsa aynı yılın sinemaya en güzel hediyelerinden...
Ankara' da sevdiğim sayılı hatta tek mekandır...Üzerine sinmiş İzmir kokusu yüzünden olsa gerek...
fincher'ın deli gibi merak ettiğim son filmi... jake gyllenhaal başrolde oynuyor.
balkon keyfi (3)
balkonunda oturmanın ayrı bir keyif olduğu güzel mekan.
hemen yanındaki yerlerinin adı da james cook.
1-Ne zaman önünden geçsem hep aynı arkadaşımla karşılaştığım güzide mekan :)
2-Mekan aynı zamanda rider&diver mekanıdır.
3-şimdi o adını bilmediğin amca zodiac'ın yanına da bi yer açtı orası da çok başarılı ama ben hala zodiac'ı tek geçerim...
ankara tunus caddesinde bar...barmenin barın sahibinin adını bilmenin keyfini yaşadığım "cheers" tadında mekan......